ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Nov 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tiyatro Meddah


Meddah

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Meddah Nedir

Arapça'da övücü anlamındaki "methetmek" kökünden gelmiştir. Meddah veya dramatik öykü anlatıcılığıİslam ülkelerinde yaygın görülen bir türdür. Meddah bir anlatı türü olmakla ötekilerden ayrılırsa da anlatı bölümünün aralarına söyleşmeli, taklitli, ses değiştirerek kişileştirmeli kesimler yerleştirildiği için kolaylıkla dramatik türden sayılır. Meddahların dağarcıkları çok zengindir. Yanlız güldürü türünü değil, dinsel konuları da işlerler.
Amaç, Karagöz ve Ortaoyunundan ayrı olarak hep güldürmek değildir, izleyicide merak, acıma, korku gibi duygular da uyandırılır. Meddahlar izleyiciyi meraklandırmayı, ilgilerini ayakta tutmayı çok iyi bilirler.
Sözlü halk yazınının en önemli yanlarından biri de öykü anlatmadır. Özellikle doğu ülkelerinde görülmekle birlikte bütün dünyada rastlanabilir. Geçmişi yazının bulunmasından öncelere dayanır. Olup bitenlerin özellikle yetişmişya da yetiştirilmiş kişilerce anlatılması söz konusudur.
Meddahlık zengin kaynaklara dayanır. Öykü dağarının çeşitliliği güldürmenin yanı sıra düşündürücü, merak uyandırıcı özelliğe sahip olması Ortaoyunu ve Karagözden farkıdır. Yanlızca gösterimci dramatik bir tür değil aynı zamanda birbirinden farklıolaylarıve durumlarıda aktaran bir anlatıyöntemidir. Seçilen konulara göre göstermeci ve benzetmeci tiyatro türleri gibi yansır.
Günümüz tiyatrosunun da bazen başvurduğu bir yöntem olan anlatı, bir bakıma çağdaş meddahlıktır. Zaman zaman geleneksel biçimiyle sunularak yeni öyküler anlatılmakta ve güncel bir boyut kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Meddah, gösteri/anlatı sırasında elinde bir baston veya âsa, omuzunda bir büyük mendil (yağlık) bulundurur. Kullandığı mendil, başörtüsü, göz bağı, ter bezi vb. işlevler üslenir.
Meddah öyküleri ile meddah öykünmeleri (taklitleri) ayrıdır. Öyküler daha çok bir olay örgüsü içinde işlenir ve uzundur. Öykünmeler ise daha kısa ve güldürmeye yöneliktir, güncel olayları işler.
Meddah, öykülerine tekerlemeler, şiirler veya kalıplaşmış sözlerle başlar. Meddahın dili yalın, kullanılan halk dilidir. Meddah sadece Acem, Anadolu, Yahudi gibi çeşitli ağızların değil ayrıca çeşitli hayvanların ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder.
Genellikle "Hay hak" ya da "Hak dostum hak" diye söze başlayan meddah "Sürç- ü lisan ettikse affola" diye de sözünü bitirir. Oyundan çıkarılması gereken dersi belirler. Bir sonraki öykünün adını ve nerede söyleyeceğini bildirir.

Meddah Öykünmesine Bir Örnek:

BİR SARHOŞUN RAKIYA TÖVBESİ
(Mazlum Bey'den Bir Taklit)
Sarhoş
- Hoca efendi, mutlaka bana tövbe ettireceksin bu akşam. Çünkü karıynan boyuna çın-
gar ediyoruz. Hadi, Hocacım, bana mutlaka rakıya tövbe ettireceksin!
Hoca Efendi
- Evladım, nasıl tövbe ettireyim. (Yüzünü buruşturarak) Hem bak, daha ağzın rakı ko-
kuyor. İçmişsin gene...
- Yahu, çok içmedik. Allahaşkına bugün tövbe ettir, boyuna kavga ediyoruz karıynan.
- Peki, tövbe ettireyim, ama bu akşam değil. Bu akşam birinci tövbe olsun. Yarın ak-
şam esas tövbeni yaptırırım. Şimdi sen doğrudan yatsı namazına, camiye, bana yetiş.
- Hoca efendi, ben namaz kılmasını çakmam.
- Aaa! Estağfurullah, estağfurullah! Hiç camiye gitmedin mi?
- Bir defa bayram namazına gittim; ayakkapları çaldırdık, ondan sonra bir daha gitme-
dim.
- Oğlum, evlâdım, bazen öyle zuhur eder. Neyse, şimdi sen doğrudan doğruya yatsı
namazına gel, namazı kılarsın.
- Ee, çakmam dedim.
- Benim yaptığım gibi yaparsın. Sonra aptes almak için... Onu da bilmiyorsun galiba?
- Onu da çakmam.
- Öyleyse, evvela, şadırvanın başına git, herkes nasıl aptes alıyorsa, elini, yüzünü yıkı-
yorsa, öyle yıkarsın. Sonra camiye yetiş! yalnız benim yaptığımı yap, yoksa namazı bo-
zarım. Hadi oğlum, şimdi yatsı namazına gel, yetiş. Ben de gidiyorum.
- Peki Hoca Efendi.
(Yolda giderken)
Külhanbeyi
- Vaaay! Alicim, anam! Aslan abi! (Arkada saz başlar) Dalga geçmiyelim, gel, bakiim
anam! Bir tane içmiyecek misin? Biz seni bekliyoruz yahu! Nereye savuştun gittin?
- Valla sultanlar, Hocaya yapıştım. Evde karıynan boyuna kavga ediyoruz, onun için,
rakıya tövbe ettirsin, diye. O da bana birinci tövbeyi yaptırdı. Şimdi camiye yetişeceğim.
Anlıyor musun, onun için gidiyorum.
- Öyleyse, bir tane bizden içeceksin. Tövbe sağlam olsun. Hem vekarına yapar.
- Pekalâ, öyleyse bir tane içelim. Sakatlanmaz ya!
- Yok usta!
Yahudi
- Aşkolsun be, bir tane de benden iç, Avram'dan be!
Külhanbey
- Bak abi, gel bakiim Nazım Abinden de bir tane iç!
- Eyvallah sultan, bir tane de senden içelim, ama camiye yetişeceğiz.
Kürt
- Aha, hamşari, benden de bir tane içmezsen, tövbeler olsun, hani tövben sakatlanır.
- Peki, bir tane de senden içelim.

 

Ermeni
- E ahbar, bir tane de benden iç bakalım.
(Dili dolaşarak)
- Pekalâ, öyleyse ben camiye yetişeyim... yetişip... camiye geç kaldık!
(Sallanarak gider)
- Vay, Hoca Efendi, aman yetişelim, yoksa manzaramız bozulur ha! Hoca efendi, şöyle
gel bakiyim. Yalnız elimde bir emanet var, istakoz aldım: hem de diri diri. Ayağının yanı-
na koyuyorum. Hoca Efendi, dalga geçmiyelim. Bak senin yaptığın gibi yapıyorum: hem
yatıp hem kalkıyorum. Hoca Efendi, dalga geçmiyelim, ben geldim. Baksana hoca ben ar-
kadayım: yatıp kalkıyorum valla! Aman emanet kaçmasın!
Hoca
- Eyvaah, ayağımın parmağını bir şey ısırdı! Ne oldu? Acaba bu adam mı vuruyor?
Dur bakıyim, şu selâmı vereyim, bir tokat atayım.
- Vaay, bana tokat ha! Ben de ötekine ha? Yoksa namaz bozulur.
- Ulan bana mı atıyorsun?
- Ne yapiyim? Hoca bana, ben de sana!
- Demek böyle?
- Bilmem, namazı bozacaksın. Sen de ötekine atacaksın... Tamam!
(Nutku, 1976)

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy