ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Nov 15th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tiyatro Bernard Shaw - Sezar ile Kleopatra


Bernard Shaw - Sezar ile Kleopatra

e-Posta Yazdır

Reklamlar

KleopatraSelam size, küçük adanın garip sakinleri, susun da beni dinleyin. O bomboş hükümet bültenlerini ezberleyip kafalarının çocukça saflığını koruyan siz erkekler, kulak verin bana. Süslenip püslenerek erkeklerin aklını çelen ama kendi aklından geçenleri açığa vurmayan, erkekleri güçlü efendiler olduklarına inandırıp, içinizden, ne kafasız çocuklar olduklarını iyi biliriz, diyen siz kadınlar, sözlerimi yabana atmayın. Şu şahin başıma bakın da Ra olduğumu anlayın, bir zamanlar Mısır’ın güçlü tanrısı Ra. Huzurumda ne diz çökebilir, ne de secdeye varabilirsiniz. Orada, tıkış tıkış sıralarda kımıldamanız bile zor. Birbirinizin önünü kapatmaktan başka bir şey gelmez elinizden. Zaten herhangi bir harekete geçebilmeniz için başkalarının öncülük etmesi gerekir. Herkesin yapmadığı şeyi yapmak, işte bunu asla göze alamazsınız. Sizden bana tapmanızı değil, sesinizi kısmanızı istiyorum. Ne erkekleriniz konuşsun, ne de kadınlarınız öksürsün. Çünkü sizi, altmış kuşağının mezarları üstünden iki bin yıl öncesine çağırmaya geldim. Sizden önce kimler geldi, kimler geçti. Güneşin doğup battığını, ayın biçimden biçime girdiğini sizden başka budalalar da gördü. Siz de onlar gibisiniz, ama onlar kadar büyük değilsiniz. Halkımın yaptığı piramitler bugün hala ayakta duruyor. Oysa sizin köleler gibi yığdığınız, adına da imparatorluk dediğiniz toprak yığınları, üstlerine kendi oğullarınızın toz toprak olan cesetlerini de katsanız, rüzgârla dört bir yana savruluyor.

Dinleyin, beni, ite kaka okutulanlar. Nasıl bir eski bir d yeni İngiltere varsa, siz nasıl ikisi arasında bocalayıp duruyorsanız, bana tapıldığı günlerde bir eski bir de yeni Roma vardı. Bir de ikisi arasında bocalayan adamlar. Eski Roma yoksul, küçük, açgözlü, yırtıcı ve belalıydı. Gelgelelim aklı kıt, işi kolay olduğu için ne istediğini bilir, kendi işini kendi görürdü. Tanrılar acıdı Roma’ya, elinden tuttular, güçlendirdiler, korudular. Çünkü tanrılar küçüklere sabır gösterirler. Ama eski Roma, tanrıların bu lütfundan şımardı. Şu bizim küçüklüğümüzde iş yok, dedi. Bu gidişle ne zengin ne de büyük Roma oluruz. Büyümek, zenginleşmek mi istiyorsun? Yoksulları soyup soğana çevireceksin, zayıfları geberteceksin. Böylece kendi yoksullarını soyup bu zanaatta ustalaştılar. Bu soygunculuğu kitabına uydurmasını da bildiler. Kendi yoksullarının cıcığını çıkarınca sıra başka ülkelerin yoksullarına geldi. O ülkeleri de Roma’ya katıverince yeni Roma doğdu. Kocaman, varlıklı, görkemli. Ben Ra, için için gülüyordum. Romalıların sömürgeleri bütün dünyaya yayılmış, ama kafaları eskisi gibi ufacık kalmıştı.

Şimdi göreceklerini iyice kavramak için sözüme mim koyun. Romalılar eski Roma ile yenisi arasında kalakalmışken içlerinden büyük bir asker çıktı, büyük Pompeius. Askerin yolu ölümden geçer, oysa tanrının yolu yaşama gider. Yolun sonunda tanrı bilgeliğe ulaşır. Oysa asker mankafa olur çıkar. Böylece Pompeius yalnızca askerlerin büyük adam sayıldığı eski Roma’yı benimsedi. Tanrılarsa akıllı bir adamın istediği yere gelebileceği yeni Roma’yı tuttular. Pompeius’un arkadaşı Jül Sezar tanrılardan yanaydı. Çünkü Roma’nı, eski küçük Romalıların başa çıkamayacağı kadar geliştiğini fark etmişti. Bu Sezar yaman hatip, yaman politikacıydı. Adamları dil dökerek ve altın saçarak satın alırdı. Tıpkı sizin şimdi satın aldığınız gibi. Ama sözlerle ve altınlarla yetinmeyip savaşlarda ün salmaya da özendiklerinde Sezar artık orta yaşlıydı. Gelgelelim o işe de bulaştı. Kendi refahları için didinirken Sezar’a karşı çıkanlar, kan döken bir fatih olunca karşısında eğildiler. Siz ölümlüler böylesiniz işte, huyunuz kurusun.

Pompeius’a gelince, tanrılar onun zaferlerinden de tanrılık taslamasından da bıkmışlardı. Çünkü insan denen bir zavallı solucan olduğunu unutup yasa gibi, görev gibi boyundan büyük laflar ediyordu. Tanrılar Sezar’a güler yüz gösterdiler, çünkü ona verdikleri hayatı yüreklice yaşıyordu. Yaratıcılığımızda ayıplar, kusurlar aramıyor, el işimizi utanılacak bir şeymiş gibi saklamıyordu. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. İşlediğiniz günahlardan biri de budur çünkü.

Böylece eski Roma ile yeni Roma’nın arası açıldı. Sezar dedi ki: “Eski Roma yasasını yıkmadıkça onun yönteminde payıma düşeni yapamam. Tanrıların bana bağışladığı yeteneği hiç meyve vermeden kurur gider.” Ama Pompeius şöyle dedi: “Yasa her şeyin üstündedir. Yasayı çiğnersen sonu ölümdür.” Sezar şöyle yanıt verdi: “Yasayı kaldırıyorum. Gücü yeten varsa buyursun, öldürsün beni.” Sezar, yasayı kaldırdı. Pompeius, eski Roma’yı ayakta tutmak ve Sezar’ı alaşağı etmek için büyük bir orduyla üstüne yürüdü. Sezar Adriyatik Denizi’ni aşarak kaçtı. Çünkü üstün tanrıların kendisine vereceği bir ders vardı. Sizler de üstün tanrıları unutup tanrıların en bayağısı olan zenginlik ve çıkar tanrısı Mamnon’a tapmayı sürdürürseniz, size de dersinizi verecekler zamanı gelince.

Şimdi Pompeius’un başına gelenleri öğrenmek istiyor musunuz, yoksa bir tanrı konuşurken uyuyacak mısınız?

Sabrınızı mı tükettim? İffetsiz bir kadının serüvenlerini izlemeye can atıyorsunuz, değil mi? Cleopatra adı mı içinizi gıcıklayıp sizi buraya çekti? Budalalar! Cleopatra daha dadısından kamçı yiyen bir çocuktur. Ruhunuzun kurtuluşu için size göstereceklerim şunlar: Mısır’da Sezar, nasıl Pompeius’u ararken Kleopatra’yı buldu? Pompeius’un kellesi nasıl bir kelle turşuluk lahana gibi sunuldu kendisine? Sezar Mısır’dan ayrılıp yollarda savaşarak Roma’ya dönmeden, Roma Pompeius’un ruhunu yaşatan adamların elinde can vermeden, yaşlı Sezar ile çocuk kraliçe arasında neler geçti? Cahilliği bırakın, gözünüzü açın da ibret alın. Yirmi yüzyıl önce insanların sizler gibi yaşayıp konuştuğunu, sizlerden ne daha kötü, ne daha iyi, ne daha akıllı, ne daha salak olduğunu göreceksiniz. Aradan geçen iki bin yıl ben Tanrı Ra için açıp kapayasıya geçen zamandır. Bugün, Sezar’ın Mısır’a ayak bastığı günden farklı değil benim için. Şimdi sizi terk ediyorum, çünkü can sıkıcı insanlarsınız. Size bir şey öğretmeye çalışan boşuna nefes tüketir. Bu kadar konuşmazdım ya, bir tanrının doğasında vardır toz toprakla, karanlıkla boğuşmak, gökselliğe duyduğu özlemin gücüyle onlardan daha çok yaşam, daha çok ışık koparıp ortaya salmak. Onun için yerlerinize kazınıp kapatın çenenizi. Birazdan büyük bir adam konuşacak, sizin ölçülerinize göre de büyük bir adam. Korkmayın ben bir daha ağzımı açacak değilim. Öykünün gerisini onu yaşayanlardan öğrenirsiniz. Elveda! Zinhar beni alkışlamak küstahlığında bulunmayın!

Shakespeare'in Julius Casear ve Antionus ile Kleopatra adlı oyunları büyük ölçüde Plutarkhos'un Yaşamlar'ına dayanır. Shakespeare'in Julius Casear'ı bu soylu Romalının adını taşımakla birlikte, daha çok, ellerini onun kanına bulayan Casca, Cassius ve Brutus gibi suikastçılar üstünedir. Sezar'ın cesedi upuzun yatarken oyunu canlandıran, Marcus Antonius'un, "Dostlar, Romalılar, Yurttaşlar!" diye başlayan kışkırtıcı söylevi olur.


Bernard Shaw'un Sezar'ı farklı bir Sezar. Dünyayı fethetmeye çıkan bir komutandan çok dünyayı keşfetmeye çıkan bir düşünür, gezginlik ve savaş anılarını yazmaya meraklı bir amatör yazar. Komutanlığa geç soyunmasına karşın çekirdekten yetişme askerleri yenmesini çok yetenekli olmasına bağlayabileceğimiz bir adam. Shaw'un Sezar'ında öğretme tutkusu kadar güçlüdür. Pygmalion'da Profesör Higgins nasıl bir çiçekçi kızı bir lady yapmak için geceyi gündüze katarsa, Sezar ile Kleoptara'da da, yaşlı devlet adamı on altı yaşında delişmen bir kızı kraliçe yapmak için didinir durur. Shakespear'in Kleopatra'sı erkekleri altı dilde baştan çıkaran, ayrıca vücut dilini cömertçe kullanan, olgun ve dolgun bir afettir. Shaw'unki ise henüz dadısından kamçı yiyen bir çocuk. Oyunun proloğunda seyircilere seslenen Mısır Tanrısı Ra, şuh bir kadının iç gıdıklayıcı serüvenlerini izlemek için gelenlerin düş kırıklığına uğrayacaklarını söyler. Yarı kedi, yarı kız yaramaz Kleopatra'nın Sezar'ın eğitiminde kraliçeliğe doğru adımlar atması, uslanması, yine de öfkelendikçe sivri pençelerini göstermekten geri kalmaması ilginçtir.
Kleopatra, Sezar'ın zafer çelengiyle gizlediği saçlarının kelleşmeye başladığını fark edince ona saç ilaçları tarif eder. Sezar'a duyduğu aşk değil, korkuyla karışık bir hayranlıktır. Tıpkı Galetia'nın Pygmalion'a, Eliza'nın Higgins' duyduğu gibi. Sezar Mısır'dan ayrılırken, kendisinin yerine, kelliğini zafer taçlarıyla gizlemeyen dinç, yakışıklı, gündüzleri savaşan, geceleri sevişen genç bir Romalı yollayacağına söz verince bunun Marcus Antonius olmasını diler. Oyundakiilginç kişilerden biri Britannus'tur. Shaw, bu kişiyi Sezar'ın ağzından tanımlarken Britanyalıları iğnelemekten geri kalmamıştır.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy