ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Jun 06th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tiyatro Tiyatronun Kaynağı


Tiyatronun Kaynağı

e-Posta Yazdır

Reklamlar

TiyatroBinlerce yıl öncesindeyiz. Gün batmış. Bir ormanlığın açıklığı, ortada ateş yakılmış. Korkunç, kocaman gözleri olan garip yaratıklar geliyorlar ve giderek çoğalıyorlar. Ateşin çevresinde atlayarak, zıplayarak dönüyorlar. Garip sesler çıkarıyorlar. Bunlar, yüzlerine korku verici, büyük maskeler takmış insanlar; ellerinde yay ve k var, bazısında ilkel baltalar. Binlerce yıl öncesi yaşayan avcılar bunlar; üstlerinde hayvan postları…

Ateşin çevresinde dans eden bu insanlar, avlarının başarısını dile getiren bir şarkı söylemeye başlıyorlar. Kendilerine özgü bir tartımla düzenli bir yolda ayaklarını, ellerini oynatıyorlar. Bu dans edenlerin çevresinde daha büyük bir kalabalık bir insan topluluğu var. Ellerini birbirine vurarak düzenli sesler çıkarıyorlar. Bazen bir ikisi de dansa katılıyor. Seyredenler her an aktif olarak oyunun içindeler. Aynı duyguları taşıyorlar çünkü; çevrelerini saran tehlikelere karşı savaşmak… Ateşin çevresinde yapılan taklitler ve dansla ortaya çıkan oyun ise, avcıların öldürdükleri hayvanın ruhunu kovmak içindir; çünkü avladıkları hayvanı yiyebilmek için o hayvanın ruhunu alt etmeleri gerekir.

Bu ilkel oyunlarda oyuncular önceleri, ellerini çırparak ya da ayaklarını yere vurarak bir tartım buluyorlardı. Sonradan bu oyuna ezgiler girdi ve belli anlamlara gelen sesler. Bu oyunlar av törenlerinden doğa güçlerine olan saygıyla karışık korkuya kadar gelişti. Böylece, yağmur duaları, bolluk törenleri, ölüm-dirilme oyunları ortaya çıktı.

İlkel insanın bu av oyunlarında tiyatronun üç temel ilkesini buluruz: Taklit, Eylem ve Topluca Katılma. Avcı, avını avlamak için önce bir hayvan postuna bürünür ve hayvanın hareketlerini taklit ederek yanına gider, avını öldürürdü. Sonra köyüne döner, nasıl avlandığını ötekilere anlatacak bir hareketler düzenine girerdi: Bu eylem’dir. Avcı ya da avcılar dans, ezgi ve hareketle oyunlarını sürdürürken ateşin çevresinde seyredenler bazen el çırparak, bazen doğrudan doğruya ortadaki oyuna girerek avın uğurlu olmasını sağlamak için dans ederlerdi: Bu da topluca katılmadır.

 Tiyatro - Büyü Maske Dans

 

Büyü, Maske, Dans

 Tiyatronun kaynağında büyü gösteriyi ortaya çıkaran bir araçtı. İlkel av törenlerinde gördüğümüz büyü, maske ve dansla gelişen oyun insanoğlunun doğaya karşı durmasına yaradığı kadar insanlar arasındaki duygusal bağların gelişmesine de yol açıyordu. Tiyatronun kaynağında bulduğumuz tartımlı düzen de doğadakine paraleldi; yüreğin atışı, solunum, cinsel birleşme, başka deyişle bir takım özelliklerin tartımlı tekrarı ve bundan insanların aldığı tat tiyatronun kaynağındaki dans, jest, ezgi ve maske ile bütünlüğe erişiyordu.

Maskenin kaynağı tiyatrodan eskidir. Tiyatro sanatının başlangıcından önceki avcılık gösterilerine ve putperest ritüellere kadar gerilere gider maskenin kullanılışı. Binlerce yıl öncesinden bugüne kadar gelen önemli bir araçtır tiyatroda. Peki, ama insanlar maskeyi neden takarlar? Genel olarak, iki nedeni var bunun: İlki, maske, tanıdığımız kişiyi yok eder ve onun insana özgü yüzünü ve ifadesini alarak yerine tanımadığımız, doğaüstü, insanla ilgili olamayan bir görünüş içine sokar. İkincisi, maske, oyuncunun yüzünü yeniler ve ona bir özellik verir.

Maske, iki çeşittir; biri yüzün boyanmasıyla, ten üzerinde yapılan maske, ötekisi ise yabancı bir maddeden (ahşap, bakır, ot, tüy, alçı, tutkal kâğıt hamuru vb.) yapılan ve istenilen ifadenin daha kolayca verilebildiği maske. Bu ikincisine plastik maske denir. Plastik maskenin kaynağı çok daha gerilere, av törenlerine kadar gider. Ancak plastik maskenin sanatsal biçimini kazanması ilk kez Antik Yunan tiyatrosunda ortaya çıkmıştır.

İlkel insanın maske yapma gereğini duyması biri animism, öbürü de totemism diye anılan inançlardan dolayıdır. Ayrıca, atalara tapınma eyleminde maskenin yeri oldukça önemlidir.

 

 

Doğum, Üreme, Ölüm ve Yeniden Dirilme

 

İlkel insan, doğayı, doğum – üreme – ölüm çevriminin düzeni ile değerlendirirdi. Doğanın bu zorunlu gelişimi, onların törenlerinde yansırdı. Doğanın yeniden dirilişi olan baharda ve ürünün bollaştığı yaz aylarında insanoğlu bu inancını yansıtan törenlerini düzenledi. Bu törenler görevseldi ve amaçları doğayı bir kez daha canlandırmaktı: İnsanoğlu, böylece doğanın yaratıcılığına karışık bir korkuyla katkıda bulunmak istiyordu.

Ritüel denilen bu törenlerin yanı sıra, bunların görevselliğini tamamlayan, kalıcı ve yüceltici özellikleriyle efsaneler yer alırdı. Bu törenler ile efsanelerin birbirleriyle kaynaşması tiyatronun kaynağını ortaya çıkardı.

Ölüm – yeniden dirilme törenleri iki ana kesime ayrılabilir: Kenosis, yani boşalmak ve plerosis, yani doldurma. Boşalma, yaşamın ve dirliğin son bulmasıydı: Her dönem sonunda oruç, perhiz, ölüm, canlılığın yok olması; toplu çiftleşme ve canlanıp çoğalma idi. Bunların dört ayrı özelliği vardı: Birincisi, çile çekme, canlılığa geçici bir dönem ara verme idi (oruç, perhiz, dövünme, ağlama, ağıt yakma gibi); ikincisi, arınma idi (canlılığı tehlikeye düşürecek kötülüklerden arınmada en çok yapılan şey ateş üzerinden atlamaktı); üçüncüsü, güçlendirme idi (bu, dövüşme, yarışma ya da çiftleşme biçimlerinde olurdu); dördüncü özellik de kutlama idi (ürün iyi olunca çeşitli biçimlerde kutlama törenleri yapılırdı).

 

 

Özdemir Nutku – Dünya Tiyatro Tarihi 1

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy