ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Oct 22nd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tiyatro Tiyatro Yazar ve Sanatçıları Aristotales - Poetika


Aristotales - Poetika

e-Posta Yazdır

Reklamlar

AristothalesSanat hakkındaki görüşlerini bir bütün içinde ilk defa Aristotales (İÖ 384 – 322) Poetika adlı eserinde sunmuştur. Poetika’ da çeşitli sanatlar, belli başlı özellikleri bakımından karşılaştırılması, en çok da tragedya sanatı ve bu sanatın destan sanatından farkları üzerinde durulmuştur. Aristotales’in görüşlerine ilk karşı çıkan akım Epik tiyatro akımı olmuştur. Aristotales’in Poetika’da ileri sürdüğü görüşler onun felsefe sistemi bütünü kapsamındadır.

 Platon’dan farklı olarak Aristotales şiir sanatlarına toplum içinde saygın bir yer vermiştir. Şiir sanatının, özellikle tragedya sanatının zararlı olmayacağını, gerçeğe, sağduyuya ters düşmeyeceğini, sanatsal heyecanların bireyi olumsuz yönde etkilemeyeceğini göstermiştir. Poetika’da Antik Yunan klasik sanatının ayırıcı özellikleri dile getirilmiştir. Bu özlliklerinden biri evrensellikle çelişmeyen bir gerçekçilik anlayışıdır. Bu gerçekçilik anlayışında inandırıcılık ve genel gerçeğe uygunluk aranır. Yaratıcı düş gücü, olasılık ve doğaya uygunluk yasalarına uyar. Fakat doğanın eksikliklerini giderek onu düzeltmeyi de amaçlar. Doğayı tamamlar.

Poetika’da Yunan sanatının en belirgin özelliği olan sağduyuya uygunluk belirtilmiş, bireysel ve rastlantısal olana karşı, asal ve genel olan kabul edilmiştir. Yine ayırıcı özelliği olan denge, orantı ve uyum ilkesi Poetika’nın tamamlanmışlık, organik bütünlük ve birlik kavramları dile getirilmiştir. Gerçekçiliğe ve olasılığa önem vermekle birlikte yaratıcı düş gücüne de özgürlük tanınmıştır.

Aristotales, sanatın kendine özgü bir etkileme gücü olduğunu ve ancak bu güç tam olarak kullanıldığı zaman tragedyanın canlı bir hoşlanma duygusu uyandırdığını söyleyerek tragedya ve estetik duygu arasında sağlam bir bağ kurmuştur. Aristotales sanata eğitici bir görev yüklememiş fakat toplumun değer yargılarına ters düşmemesi gerektiğini belirtmiştir.

SANATLARIN AYRIMI
Sanatlar taklit ettikleri nesnelere göre şöyle ayrılırlar: İyileri taklit edenler, kötüleri taklit edenler. Tragedya ortalamadan daha iyi kişileri, komedya ise ortalamadan daha kötü kişileri taklit eder. Üslup açısından ele aldığımızda anlatarak taklit etme, hareketle taklit etme olarak ikiye ayrılır. Destan türü anlatımı, komedya ya da tragedya ise kişileri eylem içinde gösterir. Destan türünün büyük yazarı Homeros, tragedyanınki ise Sophokles’tir.

SANATIN KAYNAĞI
Poetika’nın 3. ve 4. bölümlerinde tragedya ve komedyanın kaynağı hakkında bilgi verilmiştir. Tragedya “Dithyrombos” şarkılarından, komedya Phallos şarkılarından doğmuştur. Tragedya, Aiskhylos’un 2. aktörü eklemesi, diyaloğu ön plana çıkarıp koroun önemini azaltmasıyla ve Sophokles’in 3. oyuncuyu ekleyip, boyalı dekoru getirmesiyle ağır ağır bugünki halini almıştır. Komedya ise ilk önce ciddiye alınmamıştır. Dorlar da Megaralılar da komedyayı ilk bulanın kendileri olduğunu söylerler. Fakat ilk komedya yazarı Epicharmos Sicilyalıdır.

SANATIN NİTELİĞİ
Poeitka’nın 1. bölümünde sanat “taklit” olarak nitelenir. Aristotales taklit ile kopya etmeyi kastetmez. Tragedya ile gerçek arasındaki ilişkide bulunan özellikleri şöyle sıralar; gerçeğe benzerlik, tipiklik, olasılık, ülküsellik. Tragedya hayatın tipik, akla uygun, genel ve olası yanını ele alır. Aristotales’e göre düşüncenin konusu varlığın kendisi ve oluşumudur. Varlık, sürekli gelişerek son varlığa erişmek ister. Sanat soyut güzellik ideasına somut gerçeklerden giderek varlığından dünyasal gerçeklerden kopmaz, onlara dönüktür.


Gerçeğe benzerlik: sanat eseri sanatçının zihninde meydana getirdiği izlenimleri yansıtırken, görünüşteki benzerliği korur ve böylece insan gerçeğini dışa yansıyışı ile aydınlatmış olur. Aristotales sanatın taklit konusu olarak “karakter, tutku ve hareketi” göstermiştir. Bunlar insanın dış görünüşüne yansıyan iç gerçeklerdir.
Tipiklik: yazar insanı önce belli bir tip içinde düşünür. Belli durumlarda genellikle nasıl davranıyorsa o şekilde bir davranış içinde gösterilmesini gerekli görür. Çünkü oyun kişisinin tipik yanı, aynı zamanda onun evrensel özelliğidir. Böylece özel olan, bireysel olan değil, genel olan, asal olan, evrensel olan gösterilmiş olur.
Olasılık: yalnız olaylar dizisi için değil, tüm tragedya öğeleri için geçerlidir. Eserde anlatılanlar sağduyumuza aykırı gelmemeli, akla yatkın olmalıdır. Aristotales, Poetika’nın 24. bölümünde “imkânsız olası, olası olmayan imkânsıza yeğ tutulmalıdır.” der.
Ülküsellik: Aristotales’e göre şair, şu üç şekilden birini taklit etmek zorundadır; 1) nesneleri nasıl idiyseler veya nasılsalar, 2) nesneleri mythoslara ya da inançlara göre nasılsalar yahut da, 3) nesneleri nasıl olmaları lazım geliyorsa o şekilde tasvir etmelidir.” Yani sanatçı gerçekleri olduğu gibi, bilindiği, inanıldığı gibi, istendiği gibi taklit edebilir. Tragedya insanları hayatta olduğundan daha iyi gösterir. Var olanı aşarak ülküsel olana yaklaşmak istenir.


Aristotales’in şiir sanatları içinde tragedya türünü yücelttiği görülür. Poetika’nın çıkış noktası, dram sanatları ile öteki sanatlar arasında bir karşılaştırma yapmaktır. Daha sonra bu karşılaştırma destan şiiri ile öteki sanatlar arasında yapılmıştır. Aristotales’e göre tragedya ile destan şiiri, ortalamadan üstün kişileri ele almaları bakımından benzeşirler. Ayrıca iki şiir türü de koşukludur. Fakat destan şiiri baştan sona tek koşukludur, tragedyada ise çeşitli bölümlerde birbirinden farklı koşuk türlerine yer verilir. Tragedyada olaylar güneşin bir dönümü süresince yani bir günde geçer, oysa destan şiirinde zaman sınır yoktur, istediği kadar uzatılabilir. Tragedyada bölümler birbirine zincirleme bağlıdır. Destan şiiri ise episodlardan oluşur. Destan şiiri bir kahramanın başından geçen tüm olayları anlatabilir ama tragedya yazmak için olaylar arasında bir seçme yapmak, birlik ve bütünlük elde etmek gerekir. Destan şiiri aynı anda oluşan çeşitli olayları iletebilir. Buna karşın tragedyada olaylar arasında bir seçim yapılır ve kısa bir süreye sıkıştırılır. Destan şiirinin sözünü anlatımla iletmesine karşın, tragedya göz önünde ve yoğun olarak canlandırır. Onun için tragedya daha etkilidir, görüntüsel etkisi ile zevk verir, bütünlüğü ve etkisinin yoğunluğu ile amacına ulaşabilmektedir.


TRAGEDYANIN TANIMI

Aristotales tragedyayı şöyle tanımlar; “Tragedya ahlaki bakımdan ağırbaşlı, başı ve sonu olan, belli bir uzunluğu bulunan hareketin taklididir.”


“Ağırbaşlı bir hareket” tragedyanın konusunu belirler. Başı, sonu, belli bir uzunluğu olması biçimini anlatır. Dil, müzik ve şarkı, anlatım araçları hakkında bilgi verir. Hareket eden kişiler tarafından temsil edilmesi biçemini belirler. Ahlakça ağırbaşlı olması ve ruhu tutkulardan temizlenmesi ise nasıl bir işlevle yükümlü olduğunu açıklamaktadır.

TRAGEDYANIN ÖĞELERİ
Aristotales Poetika’nın 6. bölümünde tragedyanın öğelerini şöyle sıralamıştır; 1)Öykü, 2)Karakter, 3)Düşünce, 4)Diksiyon(Dil), 5)Görüntü, 6)Şarkı.
Öykü (Mythos): Öykünün ve öyküdeki olayların bir eylem belirtmesi gerekir.
Karakter: Belli özellikleri olan, özellikleri davranışlarından anlaşılan oyun kişisidir.
Düşünce (Dionoia): “Belli koşullarda söylenmesi olası ve uygun olan şeyleri söyleme ve tartışma demektir. Bir şeyin var olduğunu ya da olmadığını kanıtladığımız şeylerdir.”
Bu üç öğe taklidin konusunu oluşturur. Diksiyon, müzik, görüntü taklidin aracıdır. Aristotales bu üç öğe içinde en çok öyküye önem verir. Sonra karakter ve üçüncü olarak da düşünce öğesi gelir.

OLAY DİZİSİ
Belli uzunluk, tamamlanmışlık: Başı ve sonu olması belli bir bütünlüğe, tamamlanmışlığa işaret eder. Bu bütünün bir başı, bir ortası ve bir sonu olur.
Baş kendinden önceki hiçbir olayın sonucu olmak zorunda değildir. Son da başın tam tersine kendinden öncekine bağlı, onun bir nedenidir. Fakat kendinden sonraki hiçbir olayın nedeni olmak zorunda değildir. Orta bölüm ise hem kendinden öncekinin sonucu hem kendinden sonrakinin nedenidir. Tragedyanın içerdiği konunun belli bir uzunluğu(büyüklüğü) vardır. Bu büyüklük bir bakışta görülebilecek, bir kez görmekle de akılda kalabilecek bir büyüklüktür. Bir tragedyanın uzunluğu olasılık kuralına uygun olarak, mutluluktan yıkıma ya da yıkımdan mutluluğa olan geçiş sürecini kapsamaktadır.
Birlik ve bütünlük: Poetika’da öykünün birlikli olması üzerinde önemle durulur. Bu kural tiyatro tarihine “Hareket (Eylem) Birliği” adı ile geçmiştir. Hareket birliği, olayların belli bir konu çevresinde toplanması ve birbirini olasılık ve zorunluluk kurallarına göre izlemesi demektir. Asal konu ile ilgisi olmayana ve rastlantısal olana izin yoktur. Hareket birliğini oluşturan olaylar birbirine neden – sonuç ilişkisi ile bağlıdır. Aristotales, Hareket birliğinin kahramanda birlik anlamına gelmediğini özellikle belirtmiştir.
“Tragedya, hikayeyi güneşin doğuşu ile batışı arasında geçen zaman içinde sınırlamaya çalışır.” Yani bu sürenin 24 saat ya da 12 saat olması gerekir. Hareket ve Zaman birliği kurallarına bir de Yer birliği kuralı eklenerek, “Üç Birlik” kuralı adını almıştır.
Beklenmedik ile Olağandışı: Tragedyanın amacı olan korku ve merhamet duygularının uyandırılabilmesi için olaylar beklenmedik şekilde gelişmelidir. Fakat bu sürpriz rastlantısal olmayıp aslında gizli bir mecburiyet taşımalı ve inandırıcı olmalıdır.
Yalınlık ve Karmaşıklık: Poetika’da olaylar dizisi yalın ve karmaşık olmak üzere ikiye ayrılır. Yalın öykü, olayların mutluluktan yıkıma ya da mutsuzluktan mutluluğa gelişimi içinde, durum değişimine ve değişimin olay kişisi tarafından algılanmasına yer vermeyen bir düzenlemedir. Karmaşık öykü ise bu iki aşamadan birini ya da ikisini içerir. Olayların mutsuzluktan mutluluğa ya da tersi yöne dönüştüğü noktaya “baht dönüşü”(peripetcie), bunların dışında oyun kişisinin bu durumu algılamasına “tanıma”(anagnorisis) diyoruz. Bir de bunların dışında “pathos” öğesi vardır. Bu “acı veren hareket, yıkıcı, ıstırap verici bir hareket” olarak nitelenmiştir.
Aristotales’e göre tragedya karmaşık düzenin olması, olayların iyiden kötüye gitmesi ve oyun kişilerinin birbirine yakın olması, seyircide daha iyi etki bırakır. Ayrıca yıkımın son andaki bilinçlenme ile engellenmesi trajik etki yaratır.
Düğüm ve çözüm: Baht dönüşüne kadar olan olaylar dizisi düğüm, baht dönüşünden oyunun sonuna kadar olan bölüm ise çözümdür.

OYUN KİŞİSİ
Ethos sözcüğü kişinin karakterini belirler. Karaterin tragedyada ortalamadan daha iyi, komedyada ise ortalamadan daha kötü olduğunu belirtmiştik.
İyilik: Aristotales Poetika’nın 15. bölümünde bir karakterin ahlak bakımından iyi olmasına işaret eder. Kişinin iyi olduğu irade yönünün doğrultusundan anlaşılmalıdır.
Trajik Hata(Hamartia): İstenilen etkinin yaratılabilmesi için kişi seyircinin ahlak duygusuna da ters düşmemelidir. Eğer kişi çok erdemliyse mutluluktan yıkıma ilerlemesi seyirciyi öfkelendirir. Eğer çok kötü biriyse de seyirciyi çok etkilemez. Bu yüzden karakterin ne çok iyi, ne çok kötü olması gerekir. Yapılan hata (hamartia), iyi bir insanın bilmeden yaptığı yanlış bir hareket ya da ahlaki olmayan bir zayıflıktır ve kişi bu yüzden yıkıma uğrar. Bir kişinin bilmeden yaptığı bu hata da seyircide acıma ve korku duyguları yaratmış olur. Böylece de istenen trajik etki sağlanmış olur.
Benzerlik: oyunun kurgusu gibi oyun kişisinin belirlenmesinde de seyircinin gerçek olarak kabul edeceği niteliklerin taşınması gerekir. Oyun kişisi belli durumlarda zorunluluk ve olasılığa uygun davranmalıdır.
Tutarlılık: Oyun kişisinin belli özelliklerini oyunun başından sonuna kadar koruması ve hep ondan beklendiği gibi davranması demektir. Karakter, önceden tanıtılan kişiliğine aykırı düşecek davranışlarda bulunmamalıdır.
Üstünlük: tragedyanın oyun kişisi hayattaki insana benzemekle birlikte ondan üstündür. Bu üstünlük ahlak bakımından olmalıdır. Aristotales’in üstünlük ilkesi ile çelişmemektedir. Ayrıca oyun kişisinin bir trajik hatası olması koşulu bu iki farklı özelliği uzlaştırmaktadır.

DÜŞÜNCE
Aristotales düşünce öğesi ile bugün “tez” ve tema” dediğimiz öğeyi belirlemektedir. Oyunda ileri sürülen bir görüş, bir konu, bir öneri ya da bir sav, oyunun düşünsel içeriğini oluşturur. Poetika’da düşünce toplum ahlakına bağlıdır, doğru ve olası da olmalıdır.

DİKSİYON
Aristotales söz sanatlarından, şiirli söyleyiş özelliklerinden söz ederken, anlatımın bayağılaşmadan açık ve seçik olmasını salık verir. Ona göre günlük konuşmada söylenen sözcükler kolay anlaşılır ama sıradandır; gösterişli sözler ve alışılmamış deyimler ise anlatımı bilmeceye çevirir. Onun için ikisinin karması bir dil kullanmak en iyisidir. Çifte anlatımlı sözcüklerle anlatımı bayağılıktan kurtarmak, günlük sözcüklerle de anlatımın belirgin olması sağlanmalıdır.

GÖRÜNTÜ
Traedyanın destan şiirinden farkı, birinin anlatmasına karşın ötekinin “eylem içinde” göstermesidir. Tragedyanın, destan şiirinden tüm öğelerine sahip olmaktan başka, müzik ve görüntü etkileriyle çok canlı bir hoşlanma duygusu yarattığı ileri sürülmüştür. Poetika’da korku ve acıma duygularının sahne dekoru aracılığıyla da uyandırılabileceği, fakat etkinin olayların örgüsünden doğmasının daha iyi olacağı, yalnızca sahne dekoru ile elde edilen etkinin çok değeri olmayacağı belirtilir.

MÜZİK
Hareketin taklidinde dil ve görüntü ile beraber üçüncü anlatım aracıdır. Aristotales’e göre tragedya sanatını zenginleştiren araçlar arasında dilden sonra en önemlisi müziktir.

TRAGEDYANIN İŞLEVİ
Antik Yunan’da şiir, bize hayatı tanıtan, karakter, heyecan ve davranışlarımız hakkında ilk zevkli bilgileri veren bir felsefe başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Antik Yunan’da şairin tanrısal esinle yazan kişi olduğuna inanılır. O, tanrı sözüne aracılık eden Musa’ların sesini dile getiren kişidir. Bununla beraber şair, bazı sorumluluklar da yüklenmiştir. Şair gerçeği ve doğruyu söylemesi, hatta yapmamaya ve kötü etki bırakmamaya dikkat etmelidir. Tragedyanın, çağının önemli sorunlarını, toplum yapısının çelişkilerini dile getiren, halkı eğitme görevini savsaklamasına izin verilmemiştir.
Tragedya şairlerinin güncel konulardan kaçındıklarını, oyunlarının öykülerinin tarihten, efsaneden aldıklarını biliyoruz. Güncellikten kaçınma, zamanda ve yerde uzaklara gitme, politik endişelerin sonucu olmalıdır. Bu uzaklaşma estetik uzaklık sağlama açısından da yararlı olmuştur.

AHLAK EĞİTİMİ
Sanatçı eserin trajik etki yaratması için oyunu gereken her yönden ele alırken, ahlak değerlerine karşı sorumsuz da kalmamalıdır. Aristotales ahlakçı eğilimini en çok, oyun kişilerinin niteliklerini belirlerken göstermiştir; yazarın oyun kişilerini yaratırken bazı ahlak kurallarına uyması gerektiğini söylemiştir. Ahlak özelliği davranışlarla ortaya çıkmakta ve davranışlara göre değerlendirilmektedir. Aristotales, oyun kişilerinin tanımında ve özelliklerinin saptanmasında, ahlak kaygısıyla hareket eder. Poetika’nın 25. bölümünde belirtildiği gibi bu dar anlamda bir ahlakçılık değildir. Tek başına alındığında ahlaka aykırı gibi görünen bir söz veya davranış, bu sözü söyleyen ya da davranışı yapan kişinin durumu dikkate alındığında yüksek bir iyiye hizmet edici ya da kötülükten koruyucu nitelikte olabilir.

ARINMA(Katharsis)
Poetika’da tragedya tanımı şu sözlerle tamamlanıyordu; “tragedyanın ödevi uyandırdığı korku ve acıma duygularıyla, ruhu tutkulardan temizlemektedir.(Katharsis)”. Poetika’da katharsis, korku ve acıma gibi ruha zararlı heyecanları boşaltarak, rahatlama anlamına gelmektedir. Tragedya seyredilirken önce bu heyecanlar uyarılmakta, yapay olarak uyarılan bu heyecanlar duyula duyula tüketilmekte ve yerlerini boşalmadan gelen hoş bir duygu almaktadır. Böylece sanat insan ruhu için sağlıklı bir etki yaratmış olur. Aristotales, arınma kavramı ile Platon’un dram sanatının insanın günlük yaşamda denetim altında tuttuğu üzüntüyü ve ağlama eğilimlerini kışkırttığı eleştirisine karşı tragedyanın heyecanları uyandırdıktan sonra onları boşaltmakla insan ruhunu dinginliğe kavuşturduğunu belirtmiş oluyor. Aristotales’in arındırılması gereken heyecanlar arasında ilk önce acıma ve korkuyu görmesinin cevabı ise diğer eserlerinde buluyoruz. Yazar, Retorika’da merhameti de korkuyu da bir çeşit acı olarak nitelemiştir. Acıma, layık olmadığı bir kötülüğe uğrayana karşı duyduğumuz acı verici bir duygudur. Tehlikeli durumlar bize çok yaklaşırsa bu acıma duygusu korkuya dönüşür. Yani acıma ve korku birbirine çok yakın duygulardır. Aristotales’e göre ikisi de bencil duygulardır. S.H. Butcher’e göre Aristotales, arınmanın bazı heyecanları bencil heyecanlar olmaktan kurtardığını, bir değişime uğrattığını söylemek istemiştir. Tehlike bize yakın olduğu için değil, yıkımı hak etmeyen kişi acı çektiği için ona, sempati duygusu ile yakınlaşır, onun adına korkarız. Acıma korku ile karışınca salt duygusallığa düşmemizi engeller. Yani iki duygu da birbirinin aşırılıklarını biler. Kendimizi başka insanların yerine koydurur. Bizi kendimizle ilgili duygulanmalardan, kendimize acımaktan, kendimiz için korkmaktan korur. Bizi dar kişiliğimizden kurtarıp evrensel gerçekle karşı karşıya getirir.
Bütün bu yorumların ışığı altında katharsis, insanı ruhu için zararlı olan bencil ve sivri duygulardan kurtaran, onu hem daha sağlıklı hem özgecil yapan, günlük olayların ötesinde insanın değişmeyen kaderi, bu kaderle kavgası üzerinde düşündüren bir işlemdir; bir arınma işlemidir.

HOŞLANMA
Aristotales, Poetika ve Politika adlı eserlerinde şiirin biçimsel özellikleri üzerinde durmuş, belli biçimsel düzenlerin özel bir hoşlanma duygusu yarattığını göstermiştir. Burada anlatılan hoşlanma, gelişi güzel bir hoşlanma olmayıp “tragedyanın vermesi lazım gelen bir zevk” olmalıdır. Aristotales bu yaklaşımı ile sanatın kendine özgü, üstün bir zevk yarattığını kabul etmiş olmaktadır.
Aristotales, tragedyanın uyandırdığı hoşlanma duygusunu ilkin insanlardan var olan taklit iç tepisiyle açıklamıştır. İnsanoğlu taklit etmekten de taklidi seyretmekten de hoşlanır. Taklit ürünleri karşısında duyulan hoşlanma tüm insanlarda vardır. Bunun nedeni insanın ilk bilgilerini taklitle öğrenmiş olmasıdır. Bir Tragedyanın tüm öğeler, öykü, kişiler, düşünce, dil, görüntü insanda doğuştan var olan taklitten ve şiirden hoşlanma yetisini geliştirir, üstün bir zevke dönüştürmek amacına yöneliktir. Tragedya, salt okumakla da aynı etkiyi uyandırarak üstün bir etkileme gücüne sahip olduğunu kanıtlamıştır. Aristotales, tragedya sanatının sıradan kişilerin beğenisine yönelik kaba bir sanat olduğunu ileri sürenlere karşı, kusurun olsa olsa şarkılarında ve hareketlerinde aşırıya kaçan oyuncuda olabileceğini, tragedyanın müzik ve görüntünün katkısı ile çok canlı bir hoşlanma duygusu yarattığını söylemiştir.

 

Sevda Şener - Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy