ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jun 04th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Kaan Aslanoğlu


Kaan Aslanoğlu

e-Posta Yazdır

Reklamlar

{mosimage}

Orman mühendisinin oğlu olarak Bartın'da dünyaya gelen Kaan Arslanoğlu, babasının mesleği nedeniyle çocukluğunu ve gençliğini Türkiye'nin çeşitli illerinde geçirdi. 1970'li yılların sonlarında girdiği Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden 1984'te mezun oldu. Aynı yıl evlendi ve hekim olarak mecburi hizmete gitti.

Arslanoğlu, edebiyat dünyasına mecburi hizmetini yaptığı Eskişehir'de başladı. 1985 yılında yazmaya başladığı ilk romanı "'Devrimciler", BDS Yayınları tarafından 1988'in Şubat ayında yayımlandı. Mecbiri hizmetini tamamlayan Kaan Arslanoğlu, 1990 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı. O tarihten bu yana psikiyatri uzmanı olarak çalışan yazar, halen Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapmaktadır.

Yazarı edebiyat dünyasına tanıtan "Devrimciler", ilk yayınlandığı zaman çok dar bir çevrenin ilgisini çekmiş ve Arslanoğlu beklediği tepkiyi alamamıştı. Ama eleştirmen Semih Gümüş'ün bu kitap hakkında yazdığı olumlu değerlendirmenin ardından, hem "Devrimciler" hem de yayınlanan diğer kitaplar edebiyat çevreleri ve eleştirmenler tarafından daha dikkatli incelenir oldu.

Ancak eleştirmen Fethi Naci'nin Kaan Arslanoğlu'nun kitaplarına ilgi göstermesi ve gerek dil-anlatım gerekse konu seçimi hakkında olumlu yazılar yazması yazarın yaşamında dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. 1996 yılından itibaren Fethi Naci, "Kişilikler", "Öteki Kayıp" ve "Çağrısız Hayalim"i değerlendirmiş ve Türk romanının yeni soluğunu Kaan Arslanoğlu'yla kazanacağını söylemiştir. Bu durum yıllardır yazın hayatı içinde bulunsa da kısıtlı bir çevrenin adından söz ettiği yazarın geniş bir okur kitlesi tarafından tanınmasını sağlamıştır. Kaan Arslanoğlu roman dışında İn Vivo, İnsancıl, Evrensel Kültür, Söz, Bilim ve Ütopya adlı dergilerde inceleme, deneme ve makale türünde yazıları yayımlandı. Dergilerde çıkan yazıları arasında konusal bütünlük gösterenlerin önemli bir bölümü "Yanılmanın Gerçekliği" adıyla kitaplaştırıldı.

Gerçekçi bir sanat anlayışı olan Kaan Arslanoğlu, romanlarının ana konusunu politika ve psikolojiden alır. Psikiyatrist olmasının da yardımıyla kahramanlarının içdünyasına girerek kişilik çözümlemeliri yapar. Kahramanlarını daha çok uç noktaralarda bulunan, marjinal yaşam sürdüren tipler arasından seçer. Yaşayan yeni karakterler yaratmak ve gerçekçi bir olay örgüsü içirde bu karakterleri karşı karşıya getirmek, ciddi bir insan ve toplum eleştirisi yapmak yazarın en önemli ilgi alanlara arısındadır.

"Kişilik" adlı romanı "Charaktere" ismiyle 2000 Temmuz'unda Almanya'da Unrast Verlag yayınevi tarafından basıldı.

Eserleri:
Devrimciler (1988), Kimlik (1989), Çağrısız Hayalim (1992), Kişilikler (1995), Öteki Kayıp (1998), İntihar (1999) Denemeler: Yanılmanın Gerçekliği

İntihar : Zamanımızın Bir Kahramanı
“İntihar", daha önce, Devrimciler (1988), Çağrısız Hayalim(1992) ve Kişilikler(1996) adlı romanları ile tanınan Kaan Arslanoğlu'nun altıncı romanı. İlk romanından başlayarak, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki devrimcilerin yaşantılarını konu edinen yazarın bu yeni kitabı da, doğrudan politik roman türüne girmese bile, bir kez daha 12 Eylül merkezli hesaplaşmalara değiniyor.

Dağlarda
“İntihar”, büyük kent yaşamına yer vermekle birlikte, son dönem Türk romanında pek az rastlanılan bir mekanı, doğayı ve dağları konu edişi ile hoş bir süpriz yapıyor okuyucuya. 80’li yıllardan sonra gerçekçi yazma eğilimini terk eden yazarlarla birlikte, roman türünün en önemli bileşenlerinden olan mekana da önem verilmez olmuştu. Mekan elbette vardı. Ancak tarihsel fantazilerin saraylarda geçen öykülerindeki mekan, tıpkı öykülerin konuları ve karakterleri gibi fantastik, -bizim kadar- yazarın kendisi için de kurmacaydı. Bir tür tiyatro dekoru havası vardı bu romanlarda.

“İntihar”ın öyküsü sentetik dekorlarda değil, Anadolu’nun yüksek zirvelerinde geçiyor. Yaşanmışlık, bir romanın başarısı için tek başına yeterli olmamakla birlikte, gözlem ve anlatım becerisi olan yazarlar için çok etkili bir araç. Kaan Arslanoğlu, öykünün merkezine oturttuğu bu dağları ve zirvelerini belli ki yakından tanıyor, ve kahramanı Erdem ile birlikte okuyucuyu da adım adım zirvelere tırmandırmayı başarıyor.

İntihar
12 Eylül öncesinde radikal sol örgütlerde kısa süreli bir pratik yaşayan ve önemli bir hasara uğramayan Erdem’in, iş yaşamındaki hızlı yükselişi ile birlikte başlayan mutsuzluğunu ve arayışını ele alıyor yazar. Yeterince tanıdık bir kişilik Erdem. Solcu, entellektüel bir “yuppi” o. Ne var ki elde ettği maddi güç, aynı oranda manevi doyum sağlamıyor kendisine. Bu noktada yazarın psikolojik tahlilleri ile, çocukluğundan beri süre gelen çatışmalı yaşamına dönüşler yapıyoruz. Yalnızca bugün ile ilgili değil onun sorunları. 1960’lı yıllarda, zengin sayılabilecek bir küçük burjuva ailesinin Anadolu’daki yaşantı tarzı, anne-baba arasındaki uyumlu gibi görünen uyumsuzluk, Erdem’in daha sonraki pratiklerini doğrudan etkiliyor.

Yazarın önce anne ve babası, ardında kendi karısı ile olan ilişkileri özelinde evlilik kurumuyla ilgili yüzeysel bir eleştirisi de gözden kaçmıyor. Sonuçta, babasından devraldığı geleneği sürdürüp, aniden genç bir kızla olan birlikteliği ile bitiriyor evliliğini. İş hayatını terkedişi de aynı anilikle oluyor. Gidilecek tek yer insanlardan uzak dağlardır Erdem için. Oysa bu devasa doğa harikaları da insanlardan, kentteki sorunlardan azade değil. Kaçındığı insan ilişkileri yine gelip buluyorlar Erdem’i. Söyleminde, düşüncelerinde sürekli bir intihar motifi taşıyarak, Lermontov’vari bir düelloya girişi kaçınılmazdır artık.

Biçim özellikleri
Arslanoğlu'nda anlatım zamanı doğrusal değil. Öykü belli bir çizgiye doğru ilerlemekle birlikte, genellikle iç monologlar ve bilinç akışı ile, Erdem'in neredeyse bütün bir yaşam sürecine tanıklık ediyoruz. Doğal olarak geçmişe ait anılar birer düş gibi sunuluyor, sonra aniden şimdiki zamana ve gerçeğe dönüyoruz. Geçmiş, bugün ve gelecek iç içe geçiyor. Bu tarz bir anlatımın, öyküyü monotonluktan kurtardığını, tempoyu ve merak duygusunu körüklediğini de eklemeliyim.

Kaan Arslanoğlu, ilk romanından bu yana, içinde bulunduğu dönemin toplumsal gerçekliğiyle ilgileniyor. Elbette bu gerçeklik onun merceğinden kırılarak süzülüyor öyküye. Anlattıkları sizin yaşadıklarınız, idealleriniz ve ideolojiniz ile uyum içinde olmayabilir, ama bütün bunlar metnin “bize”, bu toplumda yaşayan insanlara dair oluşunu değiştirmez. Erdem tiplemesi üzerinde çokça tartışabilir, ya da, 12 Eylül öncesine ait olayları, bir lise öğrencisinin gözünden anlatıp, siyasi yapılar ve devrimci gençlere bu perspektiften eleştiriler yöneltmesini yetersiz bulabilirsiniz. Aslında bu eleştirileri yazarın kendisine de mal etmek yanlış. Kaan Arslanoğlu, yarattığı karaktere biraz mesafeli durmayı başarıyor kullandığı anlatım tekniğiyle. O, ailesiyle, sol örgütlerle, kadınlarla, arkadaşlarıyla, işiyle uzun süreli ve derinlikli ilişkiler yaşayamayan küçük burjuva insanının, derinlemesine bir çözümlemesine soyunuyor.

“İntihar” sürükleyici bir roman. Özellikle son bölümde silah olarak doğanın seçildiği düello sahnesi, insan-mekan-roman birlikteliğinin kusursuz bir örneği. Ancak bu hızlı tempo zaman zaman anlatım derinliğini kırıyor. Öykü anlatımına verilen önem, romanın diğer bileşenlerinin, Erdem dışındaki tiplerin, değinilen kurumların önemsizleşmesine neden oluyor. Bir tek roman içinde bu kadar çok meseleyi tartışmak, ve bu meselelerin önemini okuyucuya hissetirmek kolay değil. Asıl öyküsü çok kısa bir zaman diliminde olup biterken geriye dönüşlerle neredeyse 40 yılı kapsayan“İntihar”, hem 19.yüzyıl romanının gerçekçi kalıplarını, hem de çağdaş teknikleri harman etmekteki başarısını, anlatmaya soyunduğu her konuda gösteremiyor. Söz konusu bu olumsuzluğuna rağmen “İntihar” iyi bir roman, Kaan Arslanoğlu iyi bir yazar..!



A. Ömer Türkeş

"Geçsin mi karşıya? Düşsün mü düşmesin mi? Boşlukta asılı kalıyor öylece. Bakışları karşıda, basmaya çalışacağı kaygan otlarla kaplı kenarda. Kenara yakın büyükçe birkaç taş yükseliyor suyun içinden. Akıntı orada iyice çalkalanıp köpükleniyor (...) Buradaydı işte. Ne zamandır düşlediği ülkede.Kaçmak için en uygun yerde. Kendi içindeydi. Yaşam buydu artık.Zayıf sarı bir ışığın aydınlattığı alacakaranlık alçak bir tente altında.Duvarlar kıpırdıyor, hafif hafif gelip gidiyor, kırışıyor, düzleşiyor."İçinde boğulduğun kentten, insanlardan kaçıp sarp bir dağ zirvesinde yaşamı sorgulamak... Olan bitenin muhasebesini yapmak... Çekişmeleri geride bırakmak... Bazen kendi gözünden etrafındakilere bazen de onların gözünden kendine bakmak... Tepeden her şeyi gören/bilen bir tanrı gibi.
kitap'tan


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy