ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Jul 13th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Ömer Faruk Dizdar - Sürüngen


Ömer Faruk Dizdar - Sürüngen

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Ömer Faruk Dizdar - SürüngenAma ben 
Ölüyordum yavaş yavaş...
Bir çırpıda okudukların, belki yüz yıldır içimde. 

Aklım gidiyordu, aptallar durmadan üremeye devam ederken hayalleri koyuyordum gerçeklerin yerine. Sıradan hayaller; daha uzun sigaralar, daha alkollü şişeler, daha makul sebepler, daha gerçek bir sevgili... Keşfediyordum yeni bir başlangıç için tek bir yalanın yeterli olduğunu. Zaman zaman sigarayı tutan elimin titrediğini farkettiğimde dalıyordu gözüm bir an: “ne yapıyorum ben?” Ama devam etmeliydim, tenim yırtılmaya başlıyordu ayıldıkça. “arkanda bir parça nefret bırakıp çekip gitseydin ölebilirdim rahatça...” Oysa sen, kendi deyiminle “zaman zaman evden kaçan aklını” diplomalı birine emanet etmek zorundaydın nefes alabilmek için. Garipti dünya, ölmemek için mutlaka birine düzenli olarak para vermen gerekiyordu. Ve o parayı kazanmak için de aklını öldürmen gerekiyordu...

Kağıdı kalemi icad eden orospu çocuğu güneşe, ateşe, aya taparken ben kafama düşen birkaç kelimeyle şans eseri bulduğum bir üslubu elime yüzüme bulaştırıp kanımla besliyordum aç çocuklar hayatıma girmeye çalışırken. “zamanla seversin, zamanla alışırsın”... Öyle ya, zamanla ölüyor insanoğlu... Beyaz önlüklü adamlar, ne cebindekileri ne içindekileri tanımıyorum, bana açıklamaya çalıştıkları, yüz milyon yıl öncesi hakkında merak etmediklerim... İçim neden acıyor bilemeyeceksiniz, ve komik gelecek bana bildikleriniz. “Yanılıyorsunuz, toz bulutu bendim, küçücük bir odadan meydana geldi evren, ki dörtduvarda başkasını görmedi van gogh... Kağıdı kalemi icad eden orospu çocuğu satın aldı hepinizin hayatını, üzüm ezen ayaklar gitti en uzağa, hala beyaz tavşanı izliyor hiçbirinizi umursamayanalar...

Dünyanın en küçük odasında varolan bir tual dolusu resimle delirdim ben. Kormadım asla düşündüğümde, hissettiğimde. Başka bir din gelmeyecekti, yalnızdım artık. Dünyanın en çirkini olmak isterdim, dünyanın en aptalı, en büyük hatayı yapmak isterdim daha en başında. Bir insana ihtiyaç duymak isterdim pek çok şeyden vaz geçmek için. Siz önden gitseydiniz ve hiçbir ağlayışımda açıklama yapmak zorunda kalmasaydım ben. “ Zero is also a number...” Her gün özenle şarkılarımı seçip giyinirdim, nerden geldiği belli olmayan bir vodka şişesine soyunurdum, hiçbiriniz olmasaydı en güzel ben sevişirdim dünyada...

Bütün dünyanın günahı sizin boynunuza şimdi. Şehirler, sokaklar, kaldırım aşıkları, duvar fetişistleri, beyaz tenli yalanlar, yakışıklı asalaklar, en ufak güce bir ucundan yapışmaya çalışan insanoğlu. “Kafanızı karıştırmaya geldim yalnızlığımla.” Bir sarmaşık dolusu nefes verdiğim küçük kız çocuğunun olduğu yer, sizin deyiminizle cennet, ne gariptir ki hiç de bildiğiniz gibi değil. Çünkü hiçbiriniz yoksunuz, olamayacaksınız orada. Orda hiç sevişmedi, orda kendini bile tatmin etmedi insan, bir başka dünyadakine dokunmak için ölmeyi diledi her fırsatta. Çürümüş kemikleri sırf saygıdan ziyaret ederken siz, sevgiyle ilk gelene kendini vermeye and içiyordu pek çoğu. Böyle böyle çıkıyordu “imkansızı istemek”...

Nice yazar, öylesine emindi ki bu üslubun altında ezilenlerin aşağılama hırslarının ilk aşkta yerle bir olacağına, tüm şakşakçıların inadına alkole boğdular sayfalarını takım elbiselilerin ceketlerinin sırtlarına kadar. Ömer Hayyam oldular, Neyzen Tevfik oldular, boğazına düğümlediler sevdiğini. Ve müzik, ve niceleri, zaman zaman ta Finlandiya’dan erişip kafana vura vura adam ettiler seni. Anlamadın ki ayılmak için içmen gerektiğini. Ne yazdığımı anlamadın, neden bahsettiğimi, neden bu kadar uzattığımı, “ne finlandiya’sı lan?!”...

Vasiyetten bahsedip de kolayına kaçmayacağım bağlayamadığım hiçbir “son”da. Ayak uydurmak zorunda değilim, nefretinizi istiyorum sevginizi değil, shakespeare denen adam nick cave’in orospusu olur ancak, hiçbiriniz bukowski kadar sarhoş olamayacaksınız dost dediklerinizin yanında... Siz sahipsiz maymunlar, ben aşıksam size oturup ağlamak düşer, ben utanmadıysam sizin giysileriniz etinizle beslenir, ben pişman değilsem sizin günah dediğiniz aldığınız nefestir... 

Siz isimsizler! Ben sevişiyorsam, sizin kıyamet dediğiniz odur!

Ama ben 
Ölüyorum yavaş yavaş...
Bir çırpıda okudukların, belki yüz yıldır içimde...
Belki yüz yıldır yalnızım
Belki yüyıldır mutluyum
Siz hayatı çözedurun
Ben belki yüz yıldrı aşığım
Sürüngenliğime...

 

şizofreni günlükleri 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy