ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Oct 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı "Ötekilik" Olarak Hastalık / Aslı Erdoğan


"Ötekilik" Olarak Hastalık / Aslı Erdoğan

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Aslı ErdoğanUzunca bir süre hastaydım. Birbirini kovalayan, beden üzerindeki tahakkümlerini, mülkiyet haklarını yitirmemek için çarpışan hastalıklar dizisi. (Gözaltından getirilenlerle paylaşılan o soğuk hastane gecesi iyi bir yazı olabilirdi. Yazabilseydim...) Kişisel hastalıktan söz etmek utanç duygusunu aşmayı gerektiriyor ki, işe buradan başlamalı. Herkesin tanıdığı hastalık durumunun neden sevimsiz, önemsiz, gereksiz görüldüğü, neden -ölümcül hastalık dışında- yazının dışına sürüldüğünden...


 

Astım krizini anlatmak görece kolay bir itiraftır. Astım, genelde akciğer hastalıkları, daha 'edebi', daha soyludur. Akciğerler, bedenin en tinsel organıdır, soluğun, yani ruhun, canın, yaşamın evidir. Oysa böbrek iltihabı iticidir, bedenin yalnızca solukla değil, iç kaldırıcı sıvılarla dolu, sindirme - arıtma gibi işlerle uğraşan ilkel, mekanik bir düzenek olduğunu hatırlatır. Migrene gelince... Zihinselliği ona bir tür saygınlık kazandırsa da, nevrotik, kadınsı bir imajı da var. Hani irade zayıflığı, şımarıklıktan kaynaklanırmış gibi. Oysa o da metaforlarını hak ediyor. Beynin, yanıp tutuşana dek gerçekliğe yapışması... Aniden fiziksel bir ağırlık kazanan düşüncenin, korkunç bir güçlükle yuttuğu dış dünyayla tek ve aynı şeye, salt acıya dönüşmesi.


 

Ancak, herkesin bildiği gibi, hastalık tüm metaforlarından arındırıldıktan sonra geriye kalan şeydir. Uyudum-uyandım-uyudum günleri, geceler, ıstırapla sıkıntı arasında sallanan sarkaç, bedensel acının yoğun, yalın, yadsınamaz gerçeği...


 

Sonuçta, hastalığın bir ruh taşkınlığı, tinselliğin bir ifadesi olarak görüldüğü çağ çoktan bitti. Şimdi düzen, denge, verimlilik, üretkenlik zamanı. Beden, sonsuz gençliğin, güzelliğin simgesi olarak gösterimde: iştah açıcı, diri, körpe. Ölümün mutlak yadsınması, yaşamın dışına atılması. Oyun dışı, yarışma dışı, vitrin dışı kalmış hasta ise suskun bir ötekilik konumunda.

Hastalık ülkesinin yurttaşı -ağır, süren hastalıklar- süresi belirsiz bir mahkûmiyet almıştır, ama kime itiraz edeceğini bilemez. Durumundaki haksızlık, keyfilik, zorbalık içini yakar. (Neden BEN?) Sözcüğün tam anlamıyla kapatılmıştır, yalnızca boğucu bir odaya değil, artık başkalarınki gibi olmayan bedenine... Sürekli sızlayan, kanayan, taleplerde bulunan bedenine. Eskisi gibi yürüyemez, gülemez, yiyemez; yaşamın en dokunulmaz sandığı alanlarında yasaklarla kuşatılmıştır. Acemi hasta hırçındır, benliğiyle bedenini, ikisinin de yenik düşeceği bir çatışmaya sokar, doğayı hâlâ rakip görmektedir. Talimli hastaysa elinde kalan tek gerçekliğe, bedenine doğru zorunlu göçte, gecikmiş, dolambaçsız bir geri dönüştedir. Dış dünyaya artık periskopla bakar, orada olmadığının kesin bilinciyle. Uysalca uzanır zamanın içine, yıkıntılar arasında gün ışığını arayan bir hayalet gibi.

Hastalar da hamileler gibi hep birbirini bulur, doyasıya hastalıklarını konuşmak için. Sağlıklılarda eziklik, iç sıkıntısı, kaçma isteği yaratırlar.


Bedenin savunma refleksleri kabuklaşırken, onları tuhaf, asosyal, bencil kılar. Soğukta fazladan geçirilen beş dakikanın bedelini 'ötekilere' anlatmak zordur. Zamanla, hastalığın omertayla, suskunluk yasasıyla çevrelendiğini anlarlar: Yeraltına ait olduğunu. Sahip oldukları bilgi kimse tarafından istenmez. Bedenin ruhu, ruhun bedeni ne kadar taşıyabileceğinin bilgisi.

 

Aslı Erdoğan


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy