ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Feb 27th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Her Şehirde Eski Bir Bahçe-Tezer Özlü


Her Şehirde Eski Bir Bahçe-Tezer Özlü

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Tezer ÖzlüBir süre sonra kent yaşamı başlayacak. Tüm işyerleri çalışacak insanlarla dolacak. Sürekli çalışan fabrikalarda işçiler vardiya değiştirecek. İstasyonlarda trenler duracak. Trenler kalkacak. Gökyüzünde uçan uçaklar dünyanın belirli havaalanlarına doğru göklerde yol alacak. Gemilere arabalar eşyalar yüklenecek. İstasyonlara yorgun yolcular inecek. Uykusuz gece geçirenler yorgun kalkacak. Uzun uyuyanlar da yorgun kalkacak. Kimi mutlu kimi acılı kimi sevgi ile geçirdiği gecenin aşkı ile uyanacak. Kimi bir intiharı düşünecek. Kimi özlem duyduğu bir kenti, özlem duyduğu bir insanı. (Eski Bahçe Eski Sevgi)

Bütün kentlere böyle uzanıyor, görüyor ve biliyor kentlerin yüzünde ve yüreğinde yaşananların ritmini Tezer Özlü. Kendi kentlerine seslenirken geride bıraktığı ve gideceği yerlerin yaşamında kendi sesinden, kelimelerinden yollar, sokaklar ve odalar kurmaktadır. Kendi hayatını tanımlarken aynı duygunun özgünlüğünü taşımaktadır. Hepimizin sevinçli, hüzünlü tüm sancılarını çok önceden fark etmiş ve bunun nöbetlerini tutmuş bu nöbetlerden ruhunun tüm derinliği ile geçmiştir. Hepimize benzer. Biraz göçebe, biraz yerleşik, biraz çoğul, biraz tekil. Ülkelerin kaderi kişilerin kaderine benzer mi pek bilinmez; ama kişilerin o küçücük dünyası çoğu zaman ülkelerin yaşanmışlıklarını kapsar. Bu yanı ile de Tezer Özlü bu kapsayışı en iyi tutan kaynaklardan biridir. Dönemsel tanıklık, yazınsal etkileniş, kişisel gelgitler ve bir bütün süreçlerin sureleri ve suretleri, hepsi Tezer Özlü’den kalanların soğuk bir yolculuğudur.

 

KISA BİR HAYAT

10 Eylül 1943 yılında Simav’da doğdu. Ailesinin çalışma koşulları nedeniyle değişik yerlerde geçer çocukluğu. Avusturya Kız Lisesi’nde başladığı öğrenim hayatını daha sonra dışardan girdiği sınavlarla tamamlar. Ankara’daki sanat tiyatrosu çevresinde bir süre yer alır. 1961 yılında çıktığı yurtdışında ilk evliliğini yapan Özlü bir süre yurtdışında yaşar. Ancak yaşamın yerleşikliği onun yolculuk ve arayış özelliğine karşı pek de direnmez. 1968’de yurda geri döner ve ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten bir kızı olan Özlü için durmak ve olduğu yerden başlamak pek de katlanabilir bir durum değildir. Ardında bıraktığı kentlerden öyküler çıkarır. Gittiği kentlerde bu öykülere izler açar. Hem kendi kaybedişinin izini sürer hem de onu anlatanların mirasına bağlılıkla yol alır. Aldığı her yol, onun ve yaşamını yarıda acı ile bırakmak isteyenlerin kararlı takipçiliğini sürdürür. 1981’de gittiği Zürih’te üçüncü evliliğini yapacağı kişiyle tanışır. Bu tanışıklık ve içindeki beş yıllık süre Özlü için yaşamın yazdıklarına emanet edilmesi ve yazımının özgün bir dizin oluşturacak kadar içerden sarsıntılar, tepkiler ve yaratımlarla dolu olmasıdır. Bu yaratım Özlü’yü yaşam karşısında sadece 41 yıl tutabilmiştir.

 

İZLERİ TAKİP

Bir yazarın da yazarı ya da yazarları vardır. Tezer Özlü’yü bize getiren duyguların ortak izleri her çağda kendi özlü kalemlerini yaratmıştır. Öyle ki yazım bir düşünsel ve ruhsal aktarım değil mi? Zaman üstümüzden akıp giderken altında beklemek ve ondan korkmak değil var oluş. “Herhangi bir kentte. Var olmanın herhangi bir zamanında. Tanıdığımız tek güneş ısıtıyordu. Ben geçmişimi unutmuş, ne geri dönmek ne de ileriye gitmek isteyen bir insan olarak oturuyordum. Sessizdi her şey.’ Zamanı parçalara ve kentlere ve kişilere ayırır Özlü. çocukluk dönemini aile içindeki hayatlarla tanımlamaya çalışır. Bir çocuğun sınırsız sandığı dünyasındaki sınırlı ve görünmez yönlendirmelerin acısını merakını ve sorgusunu öyküleştirecek kadar derinden izlenimler edinir. Bu izlenimler ondan önce aynı sorguyu yapmış olan Pavese ve Kafka ile buluşturur onu. Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta “aramızdaki uzaklık yitiyor. O, varlığımı bürüyor. Varlığımın tüm zamanı ve zamansızlığı intiharı bürüyor beni’ şeklinde dile getirdiği sözlerinde bu buluşmanın izlerini, ısrarını ve seyrini bulmak mümkündür. Başladığı her öyküyü Pavese ile konuşurcasına ondan fikirler edinerek başlatan ve onunla devamlılık oluşturan Özlü bir nevi karşılıklı danışma halinde öyküler yaratmıştır. Dünyanın içinde iken ondan çıkıp gitmek, kendindeki kapıları dünya olarak başlangıç saymak. Benliğini bir coğrafya olarak görüp ona iniş çıkışlar, doruklar, nehirler, sesler, tehlikeler ve dinginlikler vermek. Her hali bir biçime, bir sürece tâbi kılmak. Gitmenin tüm sınırsızlığını kendine aşılamak. Sınırsızlığın içinde ölümü sıfırlamak. Onu korkunun uzak ve yabancılık aşamasından alıp anların, anıların ve acıların arasına serpiştirmek. Vazgeçilmez gibi duranların arasına hiçliği de pişirmek ve zamanın her geçişine onu sermek. Taşın dilsizliğine sesini bırakmak. Birbirini eriten bulutlar arasında iğne sızısı kadar tutulmaz ışığa bakmak. Kara ve ak olanın ikilemini doğurmak, ruhla beden arasındaki kavgalara arınmalar yağdırmak. Hepsi Tezer Özlü’den bize kalanlar.
Zaman kaygısı var Tezer Özlü’de. Ancak bu zamanın niçin geçtiğine dair değil. Nasıl ve nereye gittiğine dairdir. Olduğu yerde kalamamak sürekli sırtında dünyası ile eşiğin ötesi için hazır olmakla anlatılabilecek bir nasıl. Kurallar, baskılar ve dayatmalarla, bencilliklerle süslenen alışkanlıkları kırıp kendine dair olanın uğraşısını vermek, boyun eğmeden ve sinmeden inandığı görüşler adına dünya yaratmak. İlle de dünyanın fiziki bir yerinde değil kendi bir karışlık alanında nefese alabilecek, göğüne bakabilecek, tutmak istediği elle uzanacak ve yaşadığının anlamını hepimizle paylaşacak kadar boyut değiştirecek bir insan.


Bizden önce fark etti bugünü. Bugün aslında onun geçmiş zamanıydı. Bugünün çatışmaları, çelişkileri, sevgileri, aldatmaları, ayrılıkları, sevgisizlikleri, hepsinin bedelini ödeye ödeye yaşadı, bildi, anlattı ve yazdı. Onda düşsel olan bir şey kalmamış adeta her şey gerçek. Düş olarak kalansa kendisiyle beraber alıp götürdüğüdür. Kendisine sakladıklarıdır. Ölüm gündelik bir dil olarak kavramlaştırılmıştır. Bunun altındaki tüm yoğunlukları, düşüşleri, kopuşları elde edememenin kırgınlığı değil ondaki aykırılık. Elde olanın anlamsızlığı ve hayatın ona yetmeyişidir onu uzaklara yolcu eden. Kendine güvenin keskinliği o güven altında onu okurken kapıldığım derinlik ve sonu gelmez, tükenmeyen cesaret, hayranlık. Ölümle sevişmesi zamanı ve mekanı sabitleştirmekten kaçınan başına buyrukluğu.


Aslında yıllar önce bizden önce bizim için kılıcını çekip doruklardan süzüle süzüle içtensizliğin ve itaatin karmaşasına savaş açmış bizleri de meydana buyur eden bir asidir. Kadın ve erkek arasındaki ayırımı pozitif ve negatif bir bölünmeye tabi tutmayan özgür, düşünen ve kararını kendi verebilen bir tavrın iradesidir. Aidiyet onun için kendine bıraktığı ve kendinden aldığı fikirdir. Fikirleri hayatını hapsetmiyor, mekânın hücreselliğini ve bütün durakları es geçiyor. Fikirleri aldığı andan itibaren uyguluyor ki bizler mekânın ve şartların hücreselliğinde boğuluyorken, o zincirlerin gücünü kırmanın yolunu yıllar önce bulmuştu. Hep yoldaydı ve gideceği yolun her durağını biliyordu.


Siz de Tezer Özlü’nün ellerine dokunun. Bir kitabını okuyun ve yaşamın ucuna yolculuklara çıkın. Her şehrin küçücük bir toprağında yüreğinizde kalacak bir bahçeniz olsun.

Behice Demir


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy