ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Oct 24th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Edebiyat-ı Cedide


Edebiyat-ı Cedide

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Servet-i Fünun Dönemi Edebiyatı (1896-1901)


Servet-i Fünun, gerçekte, daha çok bilimsel yazıların yayımlandığı bir dergidir. Ancak 1896'da yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret'in getirilmesiyle bir edebiyat ve sanat dergisi durumuna gelir. Zamanın önde gelen ve batılı tarzda bir edebiyattan yana olan yazarlar bu dergide toplandığı için, Servet-i Fünun adı dönemin de adı olur..


Edebiyat-ı Cedide Nedir?


Servet-i Fünun dönemine verilen ikinci bir addır. Batılıedebiyat, yeni edebiyat anlamında kullanılan bu terim, Servet-i Fünun'da yazan şair ve yazarların benimsemeleri ile akım ve dönem adı olarak yerleşmiştir.
Servet-i Fünun şair ve yazarları, Tanzimat edebiyatıyla gelen batılı tekniği geliştirmişlerdir. Sonuçta Servet-i Fünuncuların çabalarıyla Avrupaî tarzda bir edebiyat oluşmuştur.


1. Servet-i Fünun Döneminde Şiir


Tanzimat şiirinde bir yandan eski, bir yandan yeni nazım biçimleri kullanılmıştı. Servet-i Fünuncular ilk şiirlerinden sonra eskiyi bırakarak, yeni nazım biçimlerine yönelmişlerdir. "Sone" gibi Fransız şiirinden aynen alınanların yanında, Divan şiirinden alınıp değiştirilerek, Fransız şiirinin serbest nazım biçimi durumuna getirilen "serbset müstezat" gibi biçimler kullanıldı. Ayrıca Divan şiirinde de Fransız şiirinde de bulunmayan yeni nazım biçimleri yaratıldı.


Servet-i Fünun döneminde şiirin konusu alabildiğine genişletildi. Şair ilgi çekici bulduğu her ögeyi şiire konu edebilmekteydi. Ancak hem mizaçları, hem de dönemin baskıcı siyasal koşulları nedeniyle şairler bireysel duyguların anlatımına daha çok yer verdiler.

 Bu yüzden:
Servet-i Fünun şiirinde en çok işlenen konular "aşk", "doğa" ve "aile yaşamı"dır. Şairler "sanat, sanat içindir" anlayışına bağlıdırlar.

Toplumsal konular, dergi kapanıp topluluk dağıldıktan sonra, kimi şairlerce işlendi.
Servet-i Fünun şairleri 19. yüzyıl Fransız şiirinde görülen romantizm, sembolizm gibi akımlardan etkilendiler. Bu sırada getirdikleri kimi hayalleri kullanmak, sanatkârane bir biçim yaratmak istediler. Bunun için de daha çok Arapça, Farsça sözcük kullanarak, dili ağırlaştırdılar. Öte yandan aruza bağlılıklarınıda sürdürdüler.


Servet-i Fünun hareketinin önderi Tevfik Fikret (1867-1915)'tir.
Tevfik Fikret, edebiyatımızın batılı kimlik kazanmasında, özellikle şiirin çağdaşbir yapıya kavuşmasında büyük etkisi olan bir şairdir. Divan şiirinde anlamın beyitte tamamlanması geleneğini değiştirmiş; müstezatı, Fransız şiirindeki serbest nazma benzetecek serbest müstezat durumuna getirmiştir. Sonenin kullanımını arttırmıştır. Şiire konuşma dilinin kimi özelliklerini sokmuştur. Ancak yine de Osmanlıcadan koparmamıştır.


Dönemin önde gelen öteki şairleri Cenap Şehabettin (1870-1934), Hüseyin Siyret Özsever (1872-1959), Hüseyin Suat Yalçın (1867-1942), Ali Ekrem Bolayır (1867-1937), Süleyman Nazif(1869-1927), Faik Ali Ozansoy(1876-1950), Celâl Sahir Erozan (1883-1935)'dır.

Sis
Sarmış yine âfâkını bir dûd-i muannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyapey mütezâyid.
Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyliyemez gavrine, korkar!
Lâkin sana lâyık bu derin sütre-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-i mezâlim!
Ey sahn-i mezâlim... Evet, ey sahne-i garrâ,
Ey sahne-i zî-şa'şaa-i hâile-pîrâ!
Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı;
Şarkın ezelî hâkime-i cazibedârı:
Ey kan'ı muhabbetleri bî-lerziş-i nefret
Perverde eden sîne-i meshûf-i sefâlet;
Ey Marmara'nın mâi der-âğûşu içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tâde-i zinde;
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-i müsahhir,
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
Hâlâ titirer üstüne enzâr-ı temâşa.
Hâricden, uzaktan açılan gözlere süzgün
Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis:

Üstünde coşan giryelerin hepsine bîhis.
Te'sis olunurken daha, bir dest-i hıyânet
.....

Tevfik Fikret


2. Servet-i Fünun Döneminde Roman ve Öykü


Bu dönemin romanlarında olay örgüsünün, konuların, konuşmaların başarılıbir biçimde yer aldığı görülür. Bu nedenle Servet-i Fünun romanı Tanzimat romanından daha sağlam bir tekniğe sahiptir.
Servet-i Fünun romancıları dönemin başlarında hem romantizmin etkisindedirler, hem de baskıcı bir siyasal ortam içinde yaşamışlardır. Bu yüzden önceleri daha çok bireysel konuları işlemişlerdir.


Sonraları gerçekçiliğe (realizm) yönelmiş, eserlerinde toplum yaşayışını vermeye başlamışlardır. Toplumun nasıl batılılaştığını; batılaşmanın yanlış anlaşıldığını anlatmış; batılı aile ve toplum yaşantısının doğru örneklerini göstermeye çalışmışlardır.


Servet-i Fünun döneminin en başarılı romancısı Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)'dir.
Uşaklıgil, ünlü romanı Aşk-ı Memnu (1900)'da varlıklı bir ailedeki batılı yaşam biçimini anlatır. Mai ve Siyah(1897) adlıromanında ise o dönemin basını, bir Türk ailesinin yaşayış biçimi ve bir şairin dünyası verilmiştir.


Bu dönem roman ve öykücüleri batılaşmadan sonra aşk konusunu işlemişlerdir. Özellikle Mehmet Rauf (1875-1931) romanlarında bireylerin iç dünyasını ve romantik aşklarıkonu edinmiştir. Onda toplumsal ögeler çok az yer alır; ağırlık psikolojik içeriklidir.


Mehmet Rauf'un Eylül (1901) adlı eseri Türk edebiyatının en başarılı psikolojik romanıdır.

Dil ve anlatım, Servet-i Fünun roman ve öyküsünün en zayıf yönüdür. Yazarlar sözlüklerden, unutulmuş Arapça, Farsça sözcükleri bulup kullanmışlardır. Tanzimatta Namık Kemal'le başlayan sanatlı anlatımı daha da ağırlaştırmışlardır. Bu yüzden yer yer dil anlaşılmaz duruma gelmiştir.

Servet-i Fünun döneminin öteki roman ve öykü yazarlarınıve başlıca eserlerini şöyle sıralayabiliriz: Hüseyin Cahit Yalçın(Roman: Hayal İçinde.Öykü: Hayat-ı Muhayyel), Ahmet Hikmet Müftüoğlu (Roman: Gönül Hanım. Öykü: Haristan ve Gülistan, Çağlayanlar), Safveti Ziya (Roman: Salon Köşelerinde. Öykü: Bir Tesadüf, Kadın Ruhu).

 

3. Servet-i Fünun Döneminde Tiyatro


Servet-i Fünun, âdeta tiyatronun yok olduğu bir dönemdir. Buna Tazminat döneminde Gedikpaşa'da yapılan Osmanlı Tiyatrosunu II. Abdülhamit'in yıktırması (1884) , sanat ve düşünce yanı ağır basan oyunların oynanmasına izin vermemesi yol açmıştır. Tiyatro topluluklarının kimisi İstanbul dışına gitmiş, kimisi dağılmıştır. Sahnelerde ancak tulûat tiyatroları ve melodramlar kalabilmiştir.


Dönemin yazarları da bu yüzden tiyatro ile uğraşamamışlardır. Ancak 1908'den sonra oyun yazmayı deneyen belli başlı sanatçılar Hüseyin Suat Yalçın (Şehbâl yahut İstibdadın Son Perdesi, Kirli Çamaşırlar), Mehmet Rauf (Pençe, Cidâl), Cenap Şehabettin (Yalan, Körebe), Halit Ziya Uşaklıgil (Kâbus), Ali Ekrem (Sukût, Mama Dadım Darılır), Safveti Ziya (Payitahtın Kapısında)'dır.


II. Abdülhamit'in baskıcıyönetimi yüzünden, bu dönemde gülmece, yergi gibi türlerde eser verilmemiştir. Ancak 1908'den sonra Cenap Şehabettin, Hüseyin Suat Yalçın, Süleyman Nazıf ve Doksan Beş'e Doğru, Rübab'ın Cevabı, Han-ı Yağma adlı şiirleriyle Tevfik Fikret görünür.


Çok Bilen Çok Yanılır'dan
.....
İkinci Meclis
Evvelkiler-Azmi Efendi
AYŞE,
(Azmi Efendiyi görünce bağırarak) — Anne... anne... annemi iste-
rim...
YENGE,
(Ayşe'ye takarrüple) — Sus... ayıptır ayıp...
(Ayşe korkarak köşeye siner).
AZMİ EFENDİ,
(Ayşe'ye doğru gider) — Vay! nazeninim, akşam şerifler hayır ol-
sun...
YENGE,
(Azmi Efendiyi çekerek) — Namazı unutmayınız efendim...
AZMİEFENDİ.
— Hayır. Hiç unutur muyum? Fakat nazenimin bir kerecik yüzünü
göreyim de... pek iştiyakım var. (Ayşe'nin yanına oturur).
AYŞE,
bağırarak. — Anne... şimdi bağırırım ha... bu herif kim?
AZMİ EFENDİ,
(Yengeye dönerek) — Bu ne?.. Acep nazar mı değdi?..
YENGE,
(Gülerek) — Yok efendim!.. kim bilir... birdenbire sizi görünce
korktu besbelli...
AZMİ EFENDİ.
— Elmasım... canım... yavrum ne oldu sana bakayım?..
AYŞE.
— Anne... baba... çekil oradan...
AZMİ EFENDİ,
(Yengeye dönerek) — Ne idi elmasım, ismi?
YENGE,
(mütebessiname) — Kendine sorun efendim. Âdet güveyler sorar,
gelinler söyler. Tadı öyle çıkar efendim!..
AZMİ EFENDİ.
— Ha gerçek... elmasım, isminiz?
(Ayşe omuzlarını kaldırarak başını bir tarafa çevirir).
AZMİ EFENDİ.
— Adınızı soruyorum canım...
AYŞE.
— Kokmuş Ayşe işte. Sanki adımı bilip de ne olacak...
AZMİEFENDİ.
— Estağfurullah... senden başkası halt etmiş... (Ayşe'nin duvağına el
atarak) Ayşeciğim... aç da bir kere gül cemalini...
AYŞE,
(Avazı çıktığı kadar bağırarak) — Anne!.. Baba!..
AZMİ EFENDİ,
(Yengeye dönerek) — Vah! vah! vah! mutlak nazar değmiş!.. Dur
okuyayım bari...
AZMİ EFENDİ,
(Biraz kızararak) — Şakayı sonra et... Hele bir kere duvağını aç...
aç da yüzünü göreyim...
AYŞE.
— Açmayacağım işte...
AZMİ EFENDİ.
— İsabet-i ayn

1.
.. isabet-i ayn... yavaş yavaş geçer inşallah... (Yen-
geye hitaben) Yenge Hanım gelin de siz açın bari...
YENGE,
(Duvağı açmak isteyerek) — Dur benim hanım kızım... Bak efendi
sana ne cici bebekler getirmiş...
AYŞE,
(Sıkı sıkıya duvağı tutarak) — Açtırmayacağım işte... Haniya bebek
bakayım.
YENGE.
— Yüzünü aç da... bebekler efendinin koynunda imiş... Sana vere-
cek...
AZMİ EFENDİ,
(Mütehayyirane

2
kendi kendine) — Acayip! ne olmuş buna! Bu
mahkemede nasıl mâkul söylüyordu... bugünkü hali çocukça şeyler...
AYŞE,
(Yengeye) — Bebeği göster... açarım!
YENGE,
(Mütebessiname

3
Azmi Efendiye bakarak) — Aldanmıyor... Azıcık
gösterin bari!..
AZMİ EFENDİ,
(Mütehayyirane) — Neyi?
YENGE,
(Kezalik) — Koynunuzdakini... hanıma bebek getirmediniz mi?
AZMİ EFENDİ,
(Bir hayret-i müteessirane ile

4
) — Buna ne olmuş?.. Buna bir şey
olmuş... nazar mı değmiş?
YENGE,
(Zorla Ayşe'nin duvağını kaldırarak. Azmi Efendi'ye) — Buyrun
ama... çok bakmayın gözleriniz kamaşır.
AYŞE,
(Azmi Efendiye dilini çıkararak) — Bee!!!
AZMİ EFENDİ,
(Gözlerini silerek baktıktan sonra) — Bu ne?.. Bu ne?.. Aman bu
ne?.. (Yengeye dönerek) Aman Allah aşkına bu ne?..
YENGE,
(Gülerek) — İşte böyle...
.....
Recaizâde Ekrem


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy