ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Aug 09th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Hacı Bektaş Tasavvufunda Dört Kapı Bir Makam


Hacı Bektaş Tasavvufunda Dört Kapı Bir Makam

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Alevi-Bektaşi öğretisi, dört ana tema üzerine oturmaktadır. Bu dört ana tema:
"Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırr-ı Hakikat kapılarıdır. Her kapının on makamı vardır. Bunun içindir ki bu algılayış Bektaşi felsefesinde dört kapı kırk makam biçiminde formüle edilmiştir. Bu düşünce ilk önce Ahmet Yesevi tarafından "Fakirname"de dile getirilmiştir. İnancı dört bölüme ayırarak öğrenme kolaylığı sağlamak hedeflenmiştir. Bu görüş daha sonra "Makalat"ta da aynı şekilde ifade edilmektedir.
Yunus Emre tarafından da aynı şekilde terennüm edilen "Dört Kapı Kırk Makam" anlayışı Türk İslam tasavvufunun temel anlayışını oluşturmuştur.

Hacı Bektaş Veli"Kırk bin kırk dört tabakat meşayih evliyalar
Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir"
"Şeriat, tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet andan içeru"
"Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat
Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde"

 
Harabi'nin anlatımı da batıni bir yorumu vermektedir:
"Şer-i şerif inkar olunmaz ama, şeriat var şeriattan içeri,
Tarikatsız Allah bulunmaz ama, tarikat var tarikattan içeri.
Gördüğün şeriat şeriat değil, gittiğin tarikat tarikat değil,
Marifet sandığın marifet değil, marifet var marifetten içeri.
Vech-i Harabiyye gel eyle dikkat,
Hakk'ın cemalini eylesin rüyet,
Sadece Hakk vardır demek değil hakikat,
Hakikat var hakikatten içeri."

 
Şeriat Kapısı
Hacı Bektaş Veli'ye göre şeriat; "Bir anadan doğmaktır.". Alevi gelenek ve göreneklerini ve Alevi şeriatını incelediğimizde temelinde tasavvuf ve bilgelik yattığını görürüz. Cem ayini, musahiplik (kişilerin kardeş olması), tevella teberra (Allah için, haklıdan yana, haksızlığa karşı durmak), semah (her şeyin durmayıp Allah'ı zikrettiği gibi zikretmek), ocakların ulularının ziyareti, matem yası (Allah için canını verenleri anmak), lokma dağıtmak gibi şeyler bunun açık örnekleridir.

Alevilik bir tasavvuf yolu olduğu için her kavramın ve bu kavramla dile getirilen fiilin birden çok anlamı vardır. Bu katlı anlamlar kişinin ruhi açıdan olgunluk mertebesine göre birden değil, zamanla ve ilimle açığa çıkar, zihin dünyasında belirir. Örneğin bir arı, şeriat kapısındayken, sıradan bal yapan bir böcektir, tarikat kapısındayken, arılıktan çıkar ve onun insanın, doğanın ve Allah'ın hizmetinde çalışan bir varlık olduğu belirir, marifet kapısında ise arının neden sürekli bal yapan bir varlık olduğu anlaşılır ve ders alınır, hakikat kapısında ise arı kalmamış, arı, insan, doğa ve Yaratıcı bir olmuştur.

Şeriat kapısındaki kişi aradığı soruların cevabını bulmak ve aydınlığa giden yolu aralamak için kendisine bir pir (pirini) bulur. Şeriat kapısındaki kişi ruhi dünyası, henüz karanlıkta olduğu için kendisine uygun bir pir seçmekte zorlanacaktır. Ancak pirlik makamına gelmiş bir usta kendisine gelen her talibi irşat edebilme yeteneğine sahiptir. Bu arayışlar süresinde yeterli çabayı ve azmi gösterirse kişi, eninde sonunda kendisine uygun bir yol gösterici usta-pir bulur.

Şeriat kapısının makamları "İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, haramdan uzaklaşmak, ailesine faydalı olmak, çevreye zarar vermemek, Peygamberin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz işlerden sakınmak"tır.

Tarikat Kapısı
Dört Kapı Kırk Makam inanç ve felsefesinde ruhsal tekamülün ikinci kapısı olan Tarikat Kapısı, Hacı Bektaş Veli'nin diliyle; "ikrar verip bir yola girme" kapısıdır. Bu kapıda yola girmek için pir, talibin olgunluk derecesini ölçmek için onu sınar. Bu sınav, çeşitli biçimlerle olabilir. Kişi bu sınavı başarırsa, o zaman tarikata (yola) alınır; "Alevi bilgelerinden Meluli, Bektaşi tarikatına girmek ister. Kendisine tabi kılınan imtihan şöyledir: Yakın bir köye gidip orada anadan üryan soyunarak, kendi köyüne kadar yürümesi istenir. Bu imtihanla Meluli'nin toplumsal baskıları ve horlanmayı ne oranda aştığını; ahlak anlayışının ne olduğunu bilmek isterler. Meluli tarikata girmek için kendisinden isteneni yapar. Meluli'deki bu cesareti gören Bektaşi dervişleri hemen Meluli'yi yarı yolda karşılar ve kendisine yeni elbiseler verirler.

Bağdat şehrinin valisi olan Cüneyd-i Bağdadi, gençlik yıllarında tarikata girmek ve bir yola bağlanmak ister. Ustası Şibli, yola girmek için valiliği bırakıp, Bağdat sokaklarında dilencilik yapmayı göze alıp alamayacağını sorar. Cüneyd-i Bağdadi bunu kabul eder ve eski yaşantısına dair ne varsa hepsini terk etmeye hazır olduğunu ispat eder. Bağdadi'ye piri Şibli tarafından önerilen ve bir çeşit imtihan niteliğinde olan bu öneriden maksat, Bağdadi'nin valilik yaptığı yıllarda edinmiş olduğu büyüklük hırsını (nefsini) törpülemektir.

Tarikat piri tarikata bağlanmak isteyen talibi çoğunlukla sözlü olarak da uyarır. "elme gelme, gelirsen dönme, gelenin malı dönenin canı‚ Bu yol ateşten gömlek, demirden leblebidir, bu yola girmeye karar vermeden önce bir daha düşün", derler.

Hacı Bektaşi Veli bu yolun ne denli zor ve çileli olduğunu, her kişinin değil, er kişinin sürebileceğini söyler. Yolun (tarikatın) inceliğini şöyle anlatır: "Yolumuz barış, dostluk ve kardeşlik yoludur. İçinde kin, kibir, kıskançlık, ikicilik gibi huyu olanlar bu yola gelmesinler."

Tarikat kapısının özelliklerinden biri de bu kapıda ikrar verip musahip (ahiret ve yol kardeşi) tutulmasıdır. Musahip evli ve yola girmek isteyen çiftler arasından olur. Yine geleneksel olarak ikrar, pir, mürşidin ve rehberin de yardımcı olduğu bir ayin eşliğinde yapılır. Yola girenlere pir yolun duasını verirken, diğer yandan da onlara öğütler verir. Onları kamil ve olgun insan olma yolunda manevi yönden hazırlar. Toplum içerisinde olgun ve örnek insan olma yolunda ilerletir.Tarikat kapısının makamları "Tövbe Etmek, bir mürşide talip olup, ikrar vermek, temiz giyinmek ve manevi temizlik, iyilik yapmak ve iyilik yolunda savaşmak, Hakk yolunda hizmet etmeyi sevmek, haksızlıktan ve kul hakkından korkmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak, nimet dağıtmak, cömert olmak, özünü fakir görmek, turap olmak"tır.


Marifet Kapısı
Marifet kapısı, ilahi-aşkın dervişin gönlünde tutuştuğu ve kamil insan mertebesine kadar kendisine mürşitlik edeceği ruhi ve manevi bir tekamül aşamasıdır. Bu aşamadaki insana derviş denir.

Hacı Bektaş Veli'nin sözleriyle ifade edersek, "Marifet, Hakk'ı kendi özünde bulmaktır." Bu mertebeye gelmiş kişi, neye yönelirse o alanda başarı elde eder. Eğer zahiri ilimlere verirse kendini öğrenme aşkıyla bir alim olabilir, batıni ilimlere verir, dervişlik yolunda ilerlerse bir mürşid-i kamil olup insanları irşat edebilir.

Şah İsmail, ocaktan gelen bir insan olduğu için çok erken yaşta tarikata girer, usta mürşitler tarafından eğitilir ve hızlı yol alır. Kısa zamanda tarikatın başına geçer. Şah İsmail'in dervişliği ve sufiliğinin yanı sıra bir hükümdarlığının da olması, tamamen içinde doğduğu sosyal şartlarla, doğrudan alakalıdır. İçinde yaşadığı şartlar marifetini, hükümdarlığa yöneltmesine neden olmuştur. Diğer taraftan bir tarikat şeyhi olması nedeniyle, tarikat kurallarını yeniden koymuş, bulunduğu tarikata bir dizi yenilikler getirmiştir. Nefesleri aynen Yunus Emre gibi, dergah ve tekkelerde talipleri irşat amaçlı okunmaktadır.

Marifet kapısının makamları "Edepli olmak, bencillik, kin ve garezden uzak olmak, perhizkarlık, sabır ve kanaat, haya, cömertlik, ilim, hoşgörü, özünü bilmek, ariflik"tir.

Hakikat Kapısı
Dört Kapı Kırk Makam öğretisinin son kapısı olan Sırr-ı Hakikat Kapısı, Hünkar'ın deyimiyle, "Tanrı'yı kendi özünde bulma" makamıdır. Bu kapıda, can gözünü perdeleyen perdeler bir bir açılmış, hakkı da batıni ve zahiri dünyayı da görür olmuştur. Bir insana baktığında onun bulunduğu makamın derecesini hemen anlar vaziyete gelmiştir. Hallac-ı Mansur'un‚ "Ene'l-Hakk" diye seslendiği kemalet makamıdır. İnsan, sonsuz alemin değil, en ufak canlının da aynası olduğunu ve onları yansıttığını bilir. Büyük ozan Muhyi'nin dediği gibi:

Her ne varsa bu alemde, hepsi mevuttur adem'de
Ben de sığar iki cihan, ben bu cihana sığmam


Bu kapıya gelip, Hak'la Hak olmuş kişi, Hakikatin dil yoluyla anlatımının mümkün olmadığı bilir ve gerçeği mecaz ve sembollerle anlatmaya çalışır.

Bu kapıya ulaşmış insan, varlığın sürekli bir tekamül içerisinde olduğunu anlar. Kalıplaşmış dinlerdeki ceza, yargı, cennet, cehennem, sırat köprüsü gibi kavramlar farklı anlamlar taşır. Hepsi de bu dünya hayatında olmaktadır. Sırat köprüsü, ölümden sonra geçilecek, kıldan ince kılıçtan keskin olduğu tabir edilen bir köprü değil, dünya hayatında insanın ruhsal tekamülünü tamamlayarak, aslı olan nura kavuşmak anlamına gelir. Cennet ve cehennem ise dünya yaşantısındaki ruhi halin sembol diliyle anlatımıdır. Eğer kişi tekamülünü tamamlamak yerine nefsi dünyanın karanlığına batmış, hayatın cezbesinden ve varoluşun sonsuz deviniminden habersiz yaşıyorsa, cehennemi; can gözü açılıp, ruhu aydınlık ve esenlikle dolu yaşıyorsa cenneti dünyada yaşıyor demektir.

Hakikat kapısının makamları "Alçakgönüllü olmak, kimsenin ayıbını görmemek, yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek, Allah'ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek ve yöneltmek, gerçeği gizlememek, manayı bilmek, Tanrısal sırrı öğrenmek, Tanrısal varlığa ulaşmak"tır.
 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy