ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Dec 07th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Vatandaşlık Bilgisi Türkiyenin Anayasal Gelişmeleri


Türkiyenin Anayasal Gelişmeleri

e-Posta Yazdır

Reklamlar

1. 1876 Anayasası
Ülkemizde ilk anayasa 1876 tarihli Kanun-u Esasi’dir. Hükümdarın yetkilerini sınırlayan ilk önemli metin ise, 1808 tarihinde Alemdar Mustafa Paşa’nın önderliğinde bir araya gelen “ayan” denilen beyler ile Padişah ll. Mahmut arasında yapılan “Sened-i İttifak”tır. 1839 tarihli Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 tarihli Islahat Fermanları, özellikle İmparatorluktaki Müslüman olmayanlara (Gayrı müslimlere) bazı haklar tanımasına rağmen, bu fermanlar, Anayasal metinler sayılacak düzeyde temel hak ve hürriyetleri tanıyan ve teminat altına alan kurallar değildi. Padişahın halife kimliğini taşıması, halifenin Tanrının yeryüzündeki gölgesi olduğunun kabul edilmesi, bu kutsal makamın yetkilerini sınırlamayı hukuken ve fiilen imkansız kılmaktaydı. Ayrıca padişahın yetkilerinin sınırlanması, derebeylerin güçlenmesi anlamına geleceği için toplumda anayasa hareketleri gelişmemişti.

Bu ortam içinde ilk anayasa, “Yeni Osmanlılar” adıyla anılan küçük bir aydın grubunun çabalarının ürünüdür. Tanzimat Döneminin sonlarına doğru, İmparatorluğun durumunun daha da kötüleşmesi, aydınları Devleti kurtarma çareleri aramaya yöneltmiştir. Osmanlı Devleti'nin ancak meşruti idareyle yani padişahın yetkilerinin bir kısmının sınırlanarak milletin yönetime katılması yoluyla kurtulabileceğine inanan bu aydınlar, sosyal, siyasal ve hukuki yapıda değişiklik yapılması gereği üzerinde durmuşlardır. Devletin yeniden yapılandırılmasına ilişkin görüşlerin özelliği, orijinal felsefi ve siyasi doktrin niteliği taşımaktan ziyade, 18. yüzyılın liberal demokrasi anlayışından, etkilenmiş olmasıdır. Ali Suavi, Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi önemli fikir adamları, Osmanlı İmparatorluğu’na hürriyet, demokrasi, cumhuriyet, halk egemenliği kavramlarını tanıtmışlar, eserleriyle liberal demokrasiyi yaymaya çalışmışlardır. İlk Anayasa’nın hazırlanışında aydınların yanısıra devlet adamlarının da Padişah Abdülaziz’e muhalefetlerinin önemli rolü olmuştur.Ahmet Mithat Paşa ve dönemin ileri gelenleri, Abdülaziz’in ve V. Murat’ın tahttan indirilmesini, anayasayı ilan etmeyi kabul eden ll. Abdülhamit’in tahta geçirilmesini sağlamışlardır. Ahmet Mithat Paşa, anayasayı hazırlayan komisyona başkanlık etmiştir. 1. Meşrutiyeti hazırlayan olaylar arasında yükseköğretim öğrencilerinin (talebe-i ulüm) eylemlerini de saymak gerekmektedir. Bir diğer önemli etken ise diğer ülkelerin baskısıdır. Balkan meselesi bahane edilerek düzenlenen Tersane Konferansı’nda, Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı), Saffet Paşa, anayasanın ilan edildiğini, İmparatorlukta hak ve hürriyetlerin teminat altına alındığını, artık Konferansın gereksiz olduğunu söylemiştir. Bilindiği gibi o dönemde İngiltere, Fransa ve Rusya İmparatorluktaki azınlıkları koruma bahanesiyle içişlerine karışmakta, ayaklanmalar çıkarmaktaydılar. Anayasanın kabulüyle bu durumdan kurtulunacağına inanılıyordu.

Kanun-u Esasi adını taşıyan, Fransa ve Belçika anayasalarından esinlenerek hazırlanan 1876 Anayasası, Halife Padişahın kişiliğini kutsal ve dokunulmaz kabul etmiştir. Bir diğer özelliği ise kamu kudretini padişahta toplayarak, hükümdarın yetkilerini anayasal zemine oturtmasıdır. Hükümdarın yetkisi sınırlanmak yerine pekiştirilmiştir. Ayrıca Devletin dini niteliğinde de herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Yürütme faaliyeti hükümdarda toplanmış, günümüzdeki anlamıyla bakanlar kurulu ve başbakan, padişahın otoritesine tabi kılınmıştır. Kanun-u Esasi, padişaha meclisi toplantıya çağırma ve feshetme yetkisini de tanımaktadır. Meclis-i Umumi üyeleri, padişaha bağlılık yemini edeceklerdi ve en önemlisi, hükümet meclise değil padişaha karşı sorumlu olacaktı.

1876 Anayasa'sıyla kurulan parlamento, padişahın seçtiği ve ömürleri boyu görevde kalacak olan üyelerden oluşan, Heyet-i Ayan ile üyelerini halkın seçtiği Heyet-i Mebusan isimli iki meclisten oluşan Meclis-i Umumi’dir. Yasa önerme hakkı bakanlar kurulunundur. Meclis üyeleri, padişahın izniyle yasa teklif edebilmektedirler.

Meclislerin kabul ettiği tasarıların yasa halini alabilmesi için de padişahın onayı ve yayınlaması gerekmektedir. Meclisin kabul ettiği metnin yasa olarak değil tasarı olarak kabulü, Kanun-u Esasi’nin padişaha yasama yetkisini de verdiğine işaret etmektedir.1876 Anayasasının genel haklar (Tebaa-i Devlet-i Osmaniyenin Hukuk-u Umumiyesi) başlıklı kısmında, temel hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunlar arasında, yasa önünde eşitlik, basın özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, kişi dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı, mülkiyet hakkı, angarya ve işkence yasağı, vergilerin yasayla alınması gibi hak ve özgürlükler yer almıştır. Ancak, Anayasayla sağlanan hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran önemli bir madde bulunmaktaydı. 113. maddeye göre padişah, hükümet güvenliğini bozdukları polis soruşturmasıyla kanıtlananları yurtdışına sürmek yetkisine sahipti. 113. madde, Anayasanın hazırlanmasını sağlayan Mithat Paşa’nın sürülerek etkisiz hale getirilmesinde kullanılmıştır.
Yetkileri kısıtlı olmasına rağmen ilk meclis ve ilk anayasa, demokratik düzenin temel taşları olmaları, siyasal gelişmeleri hareketlendirmeleri bakımından önem taşımaktadır.

İlk meclis 13 Şubat 1878 tarihinde ll. Abdühamit tarafından kapatılmış, anayasa askıya alınmıştır. Böylelikle 1908 yılına kadar süren tek adam, tarihimizdeki adıyla istibdat yönetimi başlamıştır.

Ne var ki 1876 Anayasası'nın yapılmasıyla sonuçlanan fikir akımları giderek güçlenmiş ve yayılmış, “Jön Türk” olarak adlandırılan “aydın ve hür duygulu” insanların mücadelesi, 1908 yılında Anayasanın yeniden ilanı ve meclisin yeniden toplanmasıyla sonuçlanmıştır. Anayasanın yeniden ilanı ve değiştirilmesiyle tarihimizde ll. Meşrutiyet olarak adlandırılan süreç başlamıştır.Bazı hukukçuların 1909 Anayasası olarak da adlandırdığı, Anayasa değişikliği ile, parlamenter demokratik sisteme geçilmiştir. Padişahın yetkileri kısıtlanmış, padişahın kararlarında başbakanın (Sadrazam) ve ilgili bakanın (nazır) imzasının bulunması esası getirilmiştir. Padişah, günümüzün parlamenter rejimlerindeki sorumsuz ve yetkisiz devlet başkanı statüsüne sokulmuştur. Meclisin ikili yapısı korunmuş ve gerçek yetkilerine kavuşturulmuştur. Artık, yasa yapma yetkisi Meclisindir. Ayrıca hükümetin Meclise karşı sorumlu olduğu ilkesi kabul edilmiştir. Padişah, sadece önüne gelen yasaları bir kez daha görüşülmek üzere Meclise gönderme yetkisine sahip kılınmıştır.

Temel hak ve özgürlükler alanında da değişiklikler yapılarak, kişi özgürlüğü güvence altına alınmış, basında sansür yasaklanmış, haberleşmenin gizliliği ve toplanma özgürlüğü kabul edilmiştir.

1908 değişiklikleriyle, çok partili demokratik rejime geçişin ilk adımları da atılmıştır. Ayrıca bu dönemde ideolojik fikir akımları gelişmiştir. Günümüzde karşılaştığımız, Sosyalizm, Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları bu dönemde gelişmiş şekillenmiştir.

Ancak, Anayasanın ilanıyla gelen hürriyetçi ortam kısa süre sonra kargaşaya dönüşmüş, yapılan seçimlerde iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Partisi'nin muhalefete tahammül edemeyen tavrı, ilk çok partili demokrasi deneyimini acı olaylarla geçirmemize neden olmuştur.

İkinci Meşrutiyet dönemi ve İmparatorluğun yıkılış süreci dikkatle okunması ve ibret alınması gereken bir gelişmedir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, anayasalar ile padişahların yetkilerinde ne gibi değişiklikler yapıldı


2. 1921 Anayasası
1921 Anayasası, Müdafaa-i Hukuk fikrinin eseridir. “Ne demektir Müdafaa-i Hukuk? Türklerin millet olarak ve bu topluluğun siyasi şekli olan milli bağımsız bir devlet kurarak yaşama hakkını, içteki (İstanbul Hükümeti ve ondan yana olan çevreler, azınlıklar) ve dıştaki engelleyici kuvvetlere (bu hakkı herhangi bir surette tanımayan devletlere) karşı savunarak meşru bir savaş sonunda elde etmesidir." Müdafaa-i Hukuk akımının yapıcı unsurları, milli hakimiyet prensibine dayanan devletin özelliklerinde aranabilir.

a- Milli devlet tek yapılı (tek hakimiyetli basit) devlettir. Bu bakımdan konfederasyon ve federasyon şekillerini kabul etmez.
b- Osmanlı İmparatorluğu'ndan tamamiyle ayrı ve farklı bir devlettir. Monarşik ve teokratik (saltanatçı-hilafetçi) şekilleri reddeder.
c-Milli devlet, komünist ideoloji ve şekilleri de reddeder.
d-Bağımsızdır, her çeşidiyle sömürgeci ve materyalist şekillerin de kesinlikle karşısındadır. Bu devlet sınırlı bir milliyetçiliğe dayanır.
e- Milli devlet, özü bakımından bir amaçtır, başka şekillere varmak için bir araç değildir. ” Atatürk’ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkması, ulusal egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk Devleti kurma çabalarının ilk adımı olmuştur. Erzurum ve Sivas Kongreleriyle başlayan süreç 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da toplanmasıyla tamamlanmış, Meclisin yaptığı 1921 Anayasası’yla egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi, Anayasaya geçirilmiştir.
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adını taşıyan 1921 Anayasası, meclis hükümeti sistemini benimsemiştir. Ülkenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yönetileceği hüküm altına alınmıştır.

Hükümet, Büyük Millet Meclisi Hükümeti olarak adlandırılmıştır. Hükümet üyeleri, Meclis tarafından kendi üyeleri arasından seçilmekteydi. Meclis Başkanı, Hükümetin de başkanlığını yürütmekteydi. 1921 Anayasası’nın önemli bir özelliği, halkın yönetime katılmasını sağlayıcı kurallar içermesidir. Vilayetler (İl) ve nahiyeler (bucak) tüzel kişiliğe sahiptirler ve halkın seçtiği meclisler tarafından yönetilmeleri öngörülmüştür. Günümüzde bile tartışılan yerel yönetim özerkliğinin ileri örneği olan 1921 Anayasası’nın bu kuralları uygulamaya geçirilememiştir.
1921 Anayasası, kurtuluş savaşı koşullarında başka sorunlarla karşılaşılmasını önlemek için, hilafet ve saltanat sorununu çözüme ulaştırmamıştır. Ancak, Birinci maddedeki, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, idare usulü, halkın kendini yönetmesi esasına dayanır, hükmü, hilafet ve saltanatın akıbetini açıkça göstermektedir.


3. 1924 Anayasası
Cumhuriyet, yeni bir anayasa yapılarak ilan edilmemiştir. 1921 Anayasasında değişiklik yapılmak suretiyle Cumhuriyet yönetimine geçilmiştir. 1924 Anayasası, tüm eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yapılmasını sağlayan “Tevhid-i Tedrisat” Kanunu ile Hilafetin kaldırılmasından sonra hazırlanmıştır. Bu Anayasanın da adı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'dur.
Anayasanın birinci maddesinde Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu hüküm altına alınmış, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu 3. maddede belirtilmiştir. 1937 yılında yapılan değişiklikle devletin dinine ilişkin hüküm kaldırılarak laiklik ilkesi Anayasal bir ilke haline getirilmiştir.1924 Anayasası da Meclis Hükümeti sistemini benimsemiştir. Meclis yasama yetkisini kendisi kullanırken, yürütme yetkisini Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (İcra vekilleri heyeti) aracılığıyla kullanacaktır.

Cumhurbaşkanı, parlamenter rejimin öngördüğü devlet başkanıdır. Asıl yetkili ve sorumlu organ bakanlar kuruludur.Yargı yetkisi, millet adına yasalar çerçevesinde bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacaktır. 1924 Anayasası, klasik temel hak ve özgürlükleri sıralamak ve kısaca açıklamakla yetinmiştir. Anayasada ekonomik ve sosyal haklara yer verilmemiştir. Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması yönünde bir düzenlemeye gidilmemiş, Anayasada sıralanan temel hak ve özgürlüklerin düzenlenmesi, sınırlarının belirlenmesi yasama organının takdirine bırakılmıştır. “Kısaca belirtmek gerekise 1924 Anayasasının özgürlük anlayışı Fransız Devrimi döneminin özgürlük anlayışını andırmaktadır.” 1924 ve 1930 yıllarındaki iki başarısız deneyim dışında, 1945 senesine kadar, tek parti yönetimi sürdürülmüştür. 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi, 1946' da ise Demokrat Parti kurulmuştur. Ne yazık ki çok partili demokratik sistemi yürütebilecek hoşgörüden yoksun toplum olma özelliği, 1924 Anayasası’nın askeri müdahaleyle kaldırılmasına yol açmıştır. Demokrat Partinin kurulduğu 1946 yılından itibaren ihtilalle sona eren demokrasi deneyimimizi tüm ayrıntılarıyla öğrenmekte fayda vardır.
Bu dönemin de okunması gerekir.

1924 Anayasası'nın 1921 ve 1876 Anayasaları'ndan hangi konularda farklı düzenlemeler getirdiğini belirleyiniz.


4. 1961 Anayasası
Çok partili demokratik sistemi işletemeyen toplumumuz, çareyi yeni bir anayasa yapılmasında görmüştür. Örneğin, 1957 seçimlerinden önce tüm muhalefet partileri, ortak bir bildiri yayınlayarak, ülkede hüküm süren siyasal kargaşanın giderilmesinin çaresini anayasa değişikliğinde görmüşlerdir. Bu konuda yapılan öneriler aşağıdaki gibi sıralanabilir:Temel hak ve özgürlükler anayasada açıkça yeniden düzenlenmelidir. Anayasaya aykırı yasaların çıkarılmasını önlemek için bir Anayasa Mahkemesi kurulmalıdır. Mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesi bir anayasa kurumu haline getirilmelidir. Yasama görevinin dengeli bir biçimde yürütülmesi için iki meclis sistemi getirilmelidir. Yürütme üzerinde, yasamanın denetimi arttırılmalıdır.
Seçimlerde nisbi temsil sistemi benimsenmelidir.

Yukarıdaki bildiride görüldüğü gibi, yeni bir anayasanın tüm sorunları çözebileceğine inanılıyordu. 27 Mayıs 1960 yılında yapılan ihtilalle meclis kapatıldı, dönemin Başbakanı ve iki bakan (Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan) Yassı Ada'da yapılan yargılama sonunda idam edildiler. Cumhurbaşkanı ve Demokrat Partinin diğer ileri gelenleri çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar. İhtilal yönetimini oluşturan Milli Birlik Komitesi, bir Kurucu Meclis kurulmasını ve anayasanın bu meclis tarafından yapılmasını sağladı. Kurucu Meclisin hazırladığı 1961 Anayasası yapılan halk oylamasında kabul edilerek yürürlüğe girdi.1961 Anayasası, güçler ayrılığı ilkesini kabul ederek, yasama ve yürütme fonksiyonlarını ayrı organlara vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi'nden oluşması kabul edilmiştir.

Yürütme görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşan yürütme organına verilmiş, Cumhurbaşkanı parlamenter rejim gereklerine uygun olarak düzenlenmiştir. Yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı Bakanlar Kuruludur.1961 Anayasası yargı bağımsızlığını teminat altına almış, Anayasa Mahkemesi'ni kurmuştur.

1961 Anayasasının en önemli özelliği temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleridir.Ne yazık ki Anayasanın tanıdığı hak ve özgürlükler “bize bol geldiği”, “lüks olduğu” gerekçesiyle sonradan eleştirilmiştir. Anayasanın sağladığı özgürlükçü ortam, anlaşılmaz bir biçimde toplumda siyasal çatışmalara dönüşmüş, bu çatışmaların silahlı vuruşma haline gelmesiyle, 1971 yılında bir askeri müdahale daha yapılmıştır.12 Mart Muhtırası olarak siyasal tarihimize geçen bu müdahaleden sonra anayasa değişikliği yapılmış, temel hak ve özgürlüklerde sınırlamalara gidilmiştir. Örneğin, memurların sendika hakları kaldırılmış, tutuklanan veya yakalanan kişinin en yakın mahkemeye gönderilme süresi 24 saatten 48 saate, toplu suçlarda ise 15 güne çıkarılmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin genel sınırlama sebepleri ayrıntılı olarak yazılmıştır. 1971 değişiklikleriyle ayrıca, askeri yargının yetki alanı genişletilmiş, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulmuştur. Milli Güvenlik Kurulu kararlarının gücünün arttırılması bir diğer önemli değişikliktir. Anayasada yapılan değişikliklere rağmen, ülkede sağ sol çatışması olarak adlandırılan kamplaşma giderek artmış, binlerce insanımızın katledilmesine yol açmıştır. İlginçtir ki bu çatışmaların sorumlusu Anayasa olarak gösterilmiş, anayasa değişikliği fikirleri ileri sürülmeye başlanmıştır.

Nihayet 12 Eylül 1980 tarihinde, yine askeri müdahaleyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmış, anayasa askıya alınmıştır. Danışma Meclisi ve Milli Güvenlik Konseyi’nin hazırladığı Anayasa, 1982 yılında halk oylamasıyla kabul edilmiştir. 1982 Anayasası ilerideki ünitelerde ayrıntılı inceleneceği için burada yer verilmeyecektir. Ancak, şu kadarını söyleyelim ki, yeni Anayasa da hemen eleştirilmeye başlanmış, demokrasinin sağlıklı işlemesi için anayasanın değiştirilmesi gerektiği ileri sürülmeye başlanmıştır. Neredeyse her on yılda bir siyasal krizle karşılaşan ülkemizde, bu krizlerin sorumlusunun anayasalar olmadığı açıktır. Çünkü her krizde ya anayasa değiştirilmiş, ya da yeni anayasa yapılmıştır. Dolayısıyla değişik anayasaların aynı krizi doğurduklarını söylemek mantıksız olacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi temel sorun çoğulcu demokrasiyi benimsemek, demokratik toplum olabilmektir.

 

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy