ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Dec 10th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Vatandaşlık Bilgisi 1961 Anayasası


1961 Anayasası

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Çok partili demokratik sistemi işletemeyen toplumumuz, çareyi yeni bir anayasa yapılmasında görmüştür. Örneğin, 1957 seçimlerinden önce tüm muhalefet partileri, ortak bir bildiri yayınlayarak, ülkede hüküm süren siyasal kargaşanın giderilmesinin çaresini anayasa değişikliğinde görmüşlerdir. Bu konuda yapılan öneriler aşağıdaki gibi sıralanabilir:Temel hak ve özgürlükler anayasada açıkça yeniden düzenlenmelidir. Anayasaya aykırı yasaların çıkarılmasını önlemek için bir Anayasa Mahkemesi kurulmalıdır. Mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesi bir anayasa kurumu haline getirilmelidir. Yasama görevinin dengeli bir biçimde yürütülmesi için iki meclis sistemi getirilmelidir. Yürütme üzerinde, yasamanın denetimi arttırılmalıdır.

Seçimlerde nisbi temsil sistemi benimsenmelidir.

Yukarıdaki bildiride görüldüğü gibi, yeni bir anayasanın tüm sorunları çözebileceğine inanılıyordu. 27 Mayıs 1960 yılında yapılan ihtilalle meclis kapatıldı, dönemin Başbakanı ve iki bakan (Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan) Yassı Ada'da yapılan yargılama sonunda idam edildiler. Cumhurbaşkanı ve Demokrat Partinin diğer ileri gelenleri çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar. İhtilal yönetimini oluşturan Milli Birlik Komitesi, bir Kurucu Meclis kurulmasını ve anayasanın bu meclis tarafından yapılmasını sağladı. Kurucu Meclisin hazırladığı 1961 Anayasası yapılan halk oylamasında kabul edilerek yürürlüğe girdi.1961 Anayasası, güçler ayrılığı ilkesini kabul ederek, yasama ve yürütme fonksiyonlarını ayrı organlara vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi'nden oluşması kabul edilmiştir.

Yürütme görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşan yürütme organına verilmiş, Cumhurbaşkanı parlamenter rejim gereklerine uygun olarak düzenlenmiştir. Yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı Bakanlar Kuruludur.1961 Anayasası yargı bağımsızlığını teminat altına almış, Anayasa Mahkemesi'ni kurmuştur.

1961 Anayasasının en önemli özelliği temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleridir.Ne yazık ki Anayasanın tanıdığı hak ve özgürlükler “bize bol geldiği”, “lüks olduğu” gerekçesiyle sonradan eleştirilmiştir. Anayasanın sağladığı özgürlükçü ortam, anlaşılmaz bir biçimde toplumda siyasal çatışmalara dönüşmüş, bu çatışmaların silahlı vuruşma haline gelmesiyle, 1971 yılında bir askeri müdahale daha yapılmıştır.12 Mart Muhtırası olarak siyasal tarihimize geçen bu müdahaleden sonra anayasa değişikliği yapılmış, temel hak ve özgürlüklerde sınırlamalara gidilmiştir. Örneğin, memurların sendika hakları kaldırılmış, tutuklanan veya yakalanan kişinin en yakın mahkemeye gönderilme süresi 24 saatten 48 saate, toplu suçlarda ise 15 güne çıkarılmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin genel sınırlama sebepleri ayrıntılı olarak yazılmıştır. 1971 değişiklikleriyle ayrıca, askeri yargının yetki alanı genişletilmiş, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulmuştur. Milli Güvenlik Kurulu kararlarının gücünün arttırılması bir diğer önemli değişikliktir. Anayasada yapılan değişikliklere rağmen, ülkede sağ sol çatışması olarak adlandırılan kamplaşma giderek artmış, binlerce insanımızın katledilmesine yol açmıştır. İlginçtir ki bu çatışmaların sorumlusu Anayasa olarak gösterilmiş, anayasa değişikliği fikirleri ileri sürülmeye başlanmıştır.
 
Nihayet 12 Eylül 1980 tarihinde, yine askeri müdahaleyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmış, anayasa askıya alınmıştır. Danışma Meclisi ve Milli Güvenlik Konseyi’nin hazırladığı Anayasa, 1982 yılında halk oylamasıyla kabul edilmiştir. 1982 Anayasası ilerideki ünitelerde ayrıntılı inceleneceği için burada yer verilmeyecektir. Ancak, şu kadarını söyleyelim ki, yeni Anayasa da hemen eleştirilmeye başlanmış, demokrasinin sağlıklı işlemesi için anayasanın değiştirilmesi gerektiği ileri sürülmeye başlanmıştır. Neredeyse her on yılda bir siyasal krizle karşılaşan ülkemizde, bu krizlerin sorumlusunun anayasalar olmadığı açıktır. Çünkü her krizde ya anayasa değiştirilmiş, ya da yeni anayasa yapılmıştır. Dolayısıyla değişik anayasaların aynı krizi doğurduklarını söylemek mantıksız olacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi temel sorun çoğulcu demokrasiyi benimsemek, demokratik toplum olabilmektir.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy