ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Sep 23rd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Vatandaşlık Bilgisi Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması


Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması

e-Posta Yazdır

Reklamlar

İnsanlara bir takım hakların tanınması, bu hakların sınırsızca kullanılacağı anlamına gelmemektedir. Ancak, hangi hakların ne kadar sınırlanabileceği üzerinde durulması gereken önemli bir sorundur.

1961 Anayasası, ilk haliyle şu düzenlemeyi içermekteydi: "Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yararı, genel ahlak, kamu düzeni , sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz. " (m. 11). Bu özgürlükçü anlayış, anarşi ortamının sorumlusu olarak görüldüğü için, 12 Mart 1971 yılındaki askeri muhtıra sonrasında yapılan değişiklikle, temel haklar ve hürriyetlerin sınırlanması şu şekilde düzenlenmiştir: "Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasanın diğer maddelerinde gösterilen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz. Bu Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz. Bu hükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir. " Devlet otoritesinin, kişi ve toplum aleyhine büyümesi şeklinde özetlenebilecek bu gelişme, kardeş kavgasının büyümesini engelleyememiş, 12 Eylül 1980 tarihli askeri müdahale sonrasında yapılan 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetleri sorumlu olarak gören anlayışın etkisiyle daha ayrıntılı sınırlamalara yer vermiştir. Temel hak ve hürriyetlerin geneline yansıyan sınırlayıcı anlayış, günümüzde toplum tarafından zorlanmaktadır. 1961 Anayasası döneminde lüks olarak nitelenen temel hak ve hürriyetlerin artık toplum tarafından talep edilmesi olumlu bir gelişmedir. Örneğin kamu görevlileri, sendika hakkı ve siyasal haklar için uğraş vermektedirler. Düşünceyi ifade hürriyetine getirilen sınırlamalar tartışılmaktadır. Ayrıca toplumsal kargaşanın sorumlusunun temel hak ve hürriyetleri olmadığı açıkça görülmektedir.
Bu nedenle 1982 Anayasası’nın temel hak ve hürriyetlere ilişkin düzenlemesi, daha doğrusu sınırlamalara ilişkin kuralları değiştirilmeli, 1961 Anayasası’nın özgürlükçü anlayışına dönülmelidir.

1982 Anayasası temel hak ve hürriyetleri üçlü bir sınırlama sistemine tabi kılmıştır: Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması.
Anayasa, 12. maddesinde, herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu belirttikten sonra, bu hakların, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içerdiğini söyleyerek, sınırlamalara geçmiştir.Temel hak ve hürriyetlerin s

ınırlanması başlıklı 13. maddeye göre genel sınırlama sebepleri şunlardır:Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması. Ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde de sınırlama sebeplerine yer verilebilecektir.
Hak ve hürriyetlerin sınırlanması konusunda son olarak sosyal ve ekonomik hakların sınırına değinilecektir. Sosyal ve ekonomik haklar, devlete bir takım yükümlülükler getirmektedir. Devletin bu hakları sağlamakta yetersiz kalması ya da görevlerini gereği gibi yerine getirememesi, bu hakların sınırlanması anlamına gelecektir.Örne

ğin, sosyal güvenlik hakkının getirdiği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, çalışanların ve emeklilerin sosyal güvenlik hakkından yeterince yararlanamamaları sonucunu doğurmaktadır. Anayasa, sosyal ve ekonomik alanlarda Devlete düşen görevlerin ekonomik istikrarın korunmasının gözetilerek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirileceğini belirterek, sosyal ve ekonomik hakların sınırını çizmiştir (m. 65). Maddenin gerekçesinde ise şöyle denilmektedir:
"Anayasada yer alan sosyal ve ekonomik hakların Devlet tarafından gerçekleştirilmesi ancak mali kaynakların yeterliği ölçüsünde mümkündür. Mali kaynakların yeterliği Devletin kaynaklarını zorlamadan tabii bir sınır teşkil eder. Bu kaynakların zorlanması halinde ekonomik istikrarın bozulması mukadderdir. Ekonomik istikrarın bozulması ise her şeyden önce Devletin ekonomik ve sosyal ödevlerinin aksaması sonucunu doğurur. Bundan ise, her şeyden önce bu haklardan yararlanacak olan şahıslar zarar görür. "

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy