Toplumdusmani.Net *
Yeni

Yazıyı Gönderen: apollon
Gönderilme Tarihi: Mon, 20-Nov-2006
Okunma: 5196 kez
Yazı Boyutu: 9.12 KB

Anaximenes

1
Anaximenes
Frederick Copleston


Miletus Okulunun üçüncü felsefecisi Anaximenes idi. Anaximander’den daha genç olmuş olmalıdır—en azından Teofrastus onun Anaximander’in bir ‘‘ast’’ı olduğunu söyler. Küçük bir parçası elimize dek ulaşabilmiş bir kitap yazdı. Diogenes Laertius’a göre ‘‘arı, katıksız İyonik lehçede yazıyordu.’’

Anaximenes’in öğretisi en azından ilk bakışta Anaximander tarafından ulaşılan evreye göre kesin bir gerileme olarak görünür, çünkü Anaximenes, to apeiron kuramından ayrılarak, belirli bir öğeyi Urstoff [ilksel özdek, kök ya da kökensel özdek] olarak saptamada Thales’i izler. Bu belirli öğe su değil ama Havadır. Bu ona solunum olgusu tarafından düşündürülmüş olabilir, çünkü insan soluk aldığı sürece yaşar, ve kolaylıkla görünebilir ki hava yaşam ilkesidir. Gerçekte, Anaximenes insan ve genel olarak doğa arasına bir koşutluk getirir. ‘‘Tıpkı ruhumuzun hava olmakla bizi birarada tutması gibi, soluk ve hava da bütün dünyayı kuşatır.’’16 Hava o zaman dünyanın Urstoffudur ki, ‘‘olan, olmuş ve olacak şeyler, tanrılar ve tanrısal şeyler ondan doğarken, başka şeyler ise onun döllerinden gelirler.’’17

Ama açıktır ki tüm şeylerin havadan nasıl geldiklerini açıklamada bir güçlük vardır, ve bu güçlüğe önerdiği çözümdedir ki Anaximenes bir dahilik belirtisi gösterir. Somut nesnelerin ilkel öğeden nasıl oluştuklarını açıklamak için sıkışma ve seyrelme kavramını getirir. Hava kendinde görünmezdir; ama sıkışma ve seyrelme süreçlerinde görünür olur, genişler ya da seyrelirken ateşe, ama sıkışırken yel, bulut, su, toprak ve son olarak taşlara dönüşür. Ve gerçekten de bu sıkışma ve seyrelme kavramı Anaximenes’in birincil öğe olarak hava üzerinde durmasının bir başka nedenini düşündürür. Ona göre, hava seyreldiği zaman sıcaklığı artar ve ateşe doğru bir yatkınlık kazanır; oysa sıkıştıkça soğur ve katı nesneler yönünde bir eğilime girer. Böylece hava ateşin kuşatıcı halkası ile bunun içersindeki soğuk, nemli kütle arasında orta yolda durur, ve Anaximenes havayı bir tür ara nokta olarak görür. Bununla birlikte, öğretisindeki önemli noktanın onun tüm niteliği nicelik üzerine kurma girişimi olduğu söylenebilir—çünkü onun sıkışma ve seyrelme kuramının çağdaş terminolojide varacağı şey budur. (Bize anlatıldığına göre Anaximenes açık ağızla soluk aldığımız zaman havanın sıcak olduğunu belirtir; oysa kapalı ağızla soluk aldığımız zaman hava soğuktur—konumunun deneysel bir tanıtı.)18 Thales gibi o da dünyayı düz görür. Dünya havada bir yaprak gibi yüzer. Profesör Burnet’in sözlerinde, ‘‘İyonya hiçbir zaman dünyanın bilimsel görüşünü kabul edemedi, ve Demokritos bile onun düz olduğuna inanmayı sürdürdü.’’19 Anaximenes gökkuşağının ilginç bir açıklamasını verdi. O güneş ışınlarının içinden geçemeyecekleri kalın bir bulut üzerine düşmelerine bağlıdır. Zeller’e göre İris’ten, Homer’in tanrılarının yaşayan iletmeninden bu ‘‘bilimsel’’ açıklamaya uzun bir yol vardır.20

494 yılında Miletus’un düşüşüyle Miletus okulu da bir sona gelmiş olmalıdır. Bir bütün olarak Anaximenes'in EvreniMiletus öğretileri Anaximenes’in felsefesi olarak bilinmeye başladı, sanki eskilerin gözünde Okulun en önemli temsilcisi oymuş gibi. Hiç kuşkusuz Okulun sonuncusu olarak tarihsel konumu bunu açıklamak için yeterli olacaktır, gerçi sıkışma ve seyrelme kuramı da—dünyanın somut nesnelerinin özelliklerini niteliğin niceliğe bir indirgenişi yoluyla açıklama girişimi—olası ki büyük ölçüde sorumlu olmuş olsa da.

Genel olarak bir kez daha yineleyebiliriz ki İyonyalıların başlıca önemleri şeylerin enson doğalarına ilişkin soruyu getirmiş olmaları olgusunda yatar—ortaya sürülen soruya verdikleri herhangi bir tikel yanıtta değil. Ayrıca belirtebiliriz ki tümü de özdeğin bengiliğini kabul ederler: bu özdeksel dünyanın saltık bir başlangıcı düşüncesi düşüncelerine girmez. Gerçekten de onlar için bu dünya biricik dünyadır. Bununla birlikte, İyonya evrenbilimcilerine inakçı özdekçiler olarak bakmak pek doğru değildir. Özdek ve tin arasındaki ayrım henüz kavranmamıştı, ve kavranıncaya dek bildiğimiz anlamda özdekçilerden söz etmek olanaksızdır. Tüm şeylerin kökenini belli bir özdeksel öğeden açıklamaya çalışmış olmaları anlamında özdekçiler idiler: ama özdek ve tin arasındaki bir ayrımın bilerek yadsınması anlamında özdekçiler değillerdi, şu çok iyi nedenle ki, ayrım biçimsel yadsınmasının olanaklı olabileceği denli açık bir biçimde kavranmış değildi.

Belirtmeye pek gerek yok ki, İyonyalılar, ‘‘eleştirel sorun’’u ortaya çıkarmamış olmaları anlamında ‘‘inakçılar’’ idiler. Şeyleri oldukları gibi bilebileceğimizi varsayıyorlardı: merakın saflığı ve buluşun sevinciyle doluydular.

 

Notlar:
16Frag. 2.
17Hippol. Ref., 7 (D. 13 A 7).
18(Plut., De prim. frig., 947 s.), Frag. 1.
19G.P. I, s. 9.
20Outlines, s. 31.

[COPLESTON: FELSEFE TARİHİ: ÖN-SOKRATİKLER VE SOKRATES: 1. ÖN-SOKRATİK FELSEFE: 1. ÖNCÜLER: ERKEN İYONYA FELSEFECİLERİ]
[Çeviren: Aziz Yardımlı (c) İdea Yayınevi 1986, 1997]


2
Anaximenes
Sahakian

Miletus okulunun üçüncü büyük felsefecisi, Anaksimenes, kozmik özdeğin doğası konusunda hem Tales’ten hem de Anaksimander’den ayrılıyordu. Tales tarafından konutlanan suyun yerine havayı temel töz olarak seçti; ve ayrıca Anaksimander’in Sınırsızını da yadsıyarak bütün evrenin kökenini havaya yükledi. Hava tüm öğeler içinde en devingeni ve böylece her-yerde-bulunan olduğu için, ve dahası, tüm doğal nesnelerin gelişimine ve böylece yaşamın kendisine özsel olduğu için, olgusallığı açıklamak için biricik doyurucu temeli oluşturur.

Anaksimenes’e göre Varedici (ki temel töz havayı böyle adlandırıyordu) sıkışarak ya da genleşerek her tür özdeğin ırasallarını üstlenebilir. Hava sıkıştığı zaman toprağın ve yapı kazanmış kayaların biçimlerini alır. Genleştiği zamansa ateş olarak görünür. Sıkışma soğuk ile, seyrelme sıcaklık ile özdeşleştirilir. Bu bitimsiz döngüde değişmez bir dizem vardır ki, sonu gelmez bir ardışıklık içinde evrenin tüm öğelerini sürekli olarak yaratır ve yokeder.

* * *

Felsefe Batı dünyasına Miletus’un düşünürleri arasındaki bu zayıf başlangıçlarından getirildi. Felsefenin bu başlangıç yolu herşeyden önce bilimin gelişmesi açısından verimli oldu, çünkü bu en erken felsefeciler birincil olarak bilimsel bilgi ile, başka bir deyişle fiziksel dünyaya ilişkin bilgi ile ilgileniyorlardı—bir ilgi ki günümüze dek modern bilimciler arasında dikkat odağı olmuştur. Ve ancak Miletus döneminden çok daha sonraki bir dönemde, özellikle Sokrates’in zamanında insanın düşünceleri kılgısal yaşama ilişkin bir felsefeye, bireyin uygulayabileceği ve yaşamına ölçüt yapabileceği pragmatik bir felsefeye döndü. Bu arada, Miletuslu felsefeciler evrenin gerçek doğası konusundaki soruların en temel yanıtları için araştırmayı başlatmışlardı. Kolofonlu Ksenofanes ve Efesli Herakleitos ile başlayan ön-Sokratik dönem sırasında Miletuslu felsefecileri bir dizi büyük felsefeci izledi. Bunların tümü de metafiziğin sorunları üzerinde, enson olgusallığın gizemlerini açığa serme girişimleri üzerinde yoğunlaştılar, ve fiziksel evrenin kökenini açıklamak ve insan deneyiminde sergilenen fenomenal olguların enson olgusallıktan nasıl kaynaklandığını tanıtlamak için çabaladılar.

[SAHAKIAN: FELSEFE TARİHİ: 1. ÖZDEK SORUNU—MİLETUSLULAR]
[Çeviren: Aziz Yardımlı (c) İdea Yayınevi 1990, 1997]

http://www.ideayayinevi.com



 
Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
Gönderen Başlık
dalimerie
Tarih: 19:44:44 09.11.2007  Güncelleme: 19:44:44 09.11.2007
Nevrotik Üye
Tarih: 08.26.2007
Nereden:
Gönderiler: 200

Anaximenes

Anaximenes'de arkhe sorunu üzerinde durur; o da, Anaximandros gibi ana maddenin,bu varlık temelinin birlikli ve sonsuz olması gerektiğini söyler. Ama bu sonsuz şeyi, o da, Thales gibi, belirli bir şeyle bir tutar:Ona göre ilk madde havadır. Hava,sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuşatır ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer. Düşünmede atılgan olma bakımından Anaximenes,Anaximandros'a yetişemiyor. Soyut bir ilke olan Apeiron'un yerine somut bir şeyi havayı koymakla,doğa tasarımı da,Anaximandros'un kine göre, bir gerileme sayılabilir-felsefe bakımından.

Yalnız Anaximenes'in iki anlayışı var ki,felsefeye iki yeni görüş olarak girip yerleşmişlerdir:

1. Anaximenes, bir hava(soluk)olan ruhumuz-psykhe-bizi nasıl ayakta tutuyorsa,bunun gibi,bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarıp tutar diyor. Böylece,ruh kavramı felsefede ilk defa olarak ortaya çıkmış oluyor. Burada ruh,insanın canlı vücudunu ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan,onu canlı kılan,onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen şeydir;burada ruh, yaşam diye,canlı vücudu cansızdan ayıran diye anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için,maddi bir şey olarak düşünülüyor tabii. İmdi nasıl hava-soluk-olan ruh,insanın vücudunu cansız bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa, bunun gibi hava da evrenin bütününü,onun düzenini ayakta tutar. Hava:canlı, canlandıran şey,etkin olan bir ilke. Onun bu canlılığı,etkinliği olmasaydı,evren, sadece,ölü,dağılan bir yığın olurdu;boyuna yeni biçimler alan ,kendini canlı olarak değiştiren yaratıcı bir varlık olamazdı.

2. Bütün nesnelerin kendisinden çıkmış olduğu madde,ana madde kavramının yavaş,yavaş belirdiğini yukarıda söylemiştik. Bu madde önce,Thales'te olduğu gibi kendinden değişmekte olan bir canlı varlık gibi düşünülür ve bu arada cansız madde ile canlı arasında bir ayırma yapılmaz. Bu ayırma,ilk olarak, Anaximenes'te belirmeye başlamıştır. O ana maddenin canlı olması gerektiğini düşünmekle, madde kavramının belirlenmesine doğru önemli bir adım atmış oluyordu. Thales ,suyu sadece cansız bir madde değil de,canlı gibi değişebilen bir varlık saydığı için, bu ana maddeden nasıl oluyor da veya ne gibi bir süreçle nesnelerin çokluğu meydan gelebiliyor? sorusunu sormak gereksemesini duymamıştı. Anaximenes'te ise,bu soru artık ortaya konuluyor. Çünkü Anaximenes havayı,hayatın ve ruhun asıl maddesi saymakta,genel olarak madde kavramı da,kendisinde bir şeyler olan,bir şeyler geçen madde kavramı belirmiş, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde,maddedeki süreç üzerinde bir düşünceye yol açılmış oluyor.

Gerçekten Anaximenes bu soru üzerinde durup düşünmüştür. Kendi kendisiyle aynı kalıp değişmeyen, bununla birlikte bir yığın kılığa giren ana maddedeki bu süreç,bu değişme nasıl oluyor? Anaximenes'in öğrettiğine göre:Hava,yoğunlaşma ve gevşemesi ile çeşitli nesnelere dönüşür: genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur;yoğunlaşmasıyla rüzgarlar,bulutlar meydana gelir; bulutlardan su,sudan toprak,yüksek bir yoğunlaşma derecesinde de taşlar meydana gelir. Böylece,ateş,sıvı ve katı-maddenin bu üç ana biçimi-özü bakımından hep kendisiyle aynı kalan tek bir ana maddenin çeşitli yoğunlaşma ve gevşeme evrelerinden başka bir şey değildir. Bütün varolanlar bu ana maddeden kurulmuşlardır ve her şey onun bu anlatılan değişmeleri yüzünden oluşur.
Cevapla

Resimleri

Sunumları

Henüz bu yazıya eklenmiş dosya (powerpoint,pdf,word) bulunmamaktadır.

Videoları

Henüz bu yazıya eklenmiş video bulunmamaktadır.
» Üstadlar Özel Bölümü
» Ara Yoksa Sor Yanıtlayalım
Loading
» Reklamlar
» Alt-Kültür Başlıklar

Çıkış yapmak istediğine emin misin?

Evet Vazgeç