ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Oct 24th

Son Guncelleme10:57:02 PM GMT

Nerdesin: Türk Edebiyatı Aydınlığın Dört Bir Yanı - Edip Cansever


Aydınlığın Dört Bir Yanı - Edip Cansever

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Jale :     Acı bir oyundu sonunda

             Ölümsüz olmadığımı unutmak

             Güzdü, adaçayı yakıyordu gemiciler

             Ay ışığında güvertede

             Dipsiz bir denizin üstünde. Kokusunu duyuyorum.

Cengiz : Gözü dönmüş bir tanrı

             Eline aldığı gibi kargıyı

             Hançer sanarak

             Saplayınca ayağına...

Jale :     Acı bir oyundu sonunda...

Selim :   İçimdeki bütün öldürdüklerim. Ölüm

             Ölüm ne?

             Sesini duyuyorum bir kartal sürüsünün içinde

             Kartal kanatlarının. Ölüm

             Ölüm ne? Telefon mu çalıyor? Hangi telefon

             Işık mı? Evet! birden ses gibi düşüyor yere

             Ses gibi düşüyor da ışık

             Sabah akşamı doğuruyor, akşam sabahı

             İniltilerle

             Böyle

             İniltilerle iniltilerle.

Jale :     Gece olsa gece olsa!

             Ellerimsem beklesem

             Yüreğimsem kuytuda.

Cengiz : Yaratılmaya gidiyor

             Kim?

             Ne?

             Saat altı, dönüp durur tarla kuşu gecede

             Bir sap yeşil fidan bulsun diye kendine

             Tala kuşu gecede.

             (Sessizlik.)

Jale :     Karıştırmışlar gene çantamı

             Kim karıştırdı benim çantamı?

             Bulamıyorum Neyi bulamıyorum, onu da.

Cengiz : Su karıştırıyorlar konyağa, bu kaçıncı!

Jale :     Bir çantayla bir başka çantadan

             Başka ne olabilirm ki ben

             Bir çantayla başka bir çantadan?

Selim :   Neden? Bir bardak da olabilirsin pekala. İçinde

             İyi hazırlanmış bir içki...

Cengiz : Nerde hani o becerikli tanrı.

             Kırmasın da yaratırken bardağı...

Jale :     Zincirine iki göz takılı

             Olsa olsa bir anahtarlıksın sen de.

Selim :   Hangi kapıyı açacak? Üstelik

             Diyelim ki açtı Açmakla biter mi

             Cengiz'in kapıları?

Cengiz : Bütün odalar birbirine benzer de ondan

             Biri sizi çağırır, girersiniz

             Beklersiniz bir süre. Ne kadar mı?

             Bilmem! kimse de bilmez ki zaten

             Yoktur ki orada zaman kavramı

             Yalnızca çağrılırsınız, o kadar

             Bir odadan bir başka odaya

             Derken binlerce, yüz binlerce yazı makinesi

             Tutuşturur bir o kadar evrağı elinize

             Bir türlü anlamazsınız da ne olup bittiğini

             Sorup durursunuz kendinize: yani ben

             Bir evrak çantası mıyım, yoksa

             Bir araç mıyım insan sesiyle işleyen?

Jale :     Ne düşünüyorum, biliyor musunuz

             Toplayalım üçümüzü bir vitrinde.

Cengiz : Ve bir de öfkeden fırlayacak bir düğme!

Jale :     O Selim mi ne?

Cengiz : Selim de olabilir, ben de

             Hiç tanımadığımız biri de olabilir.

Jale :     Peki, satışı kim yönetecek, kim kime ne satacak?

Selim :   Kendimiz kendimize...

Jale :     Öyleyse bir gece elbisesi isterim ben, genç kızlar için

             Etekleri simle işlenmiş...

Selim :   Yok o senin istediğin şey bizde!

Jale :     Bir rugan pabuç da mı yok, ya da

             Açık pembe renkli bir kurdele

             Masada vişne reçeli, çiçekler

             Yaz çiçekleri Sahi, ben kiminle konuşuyorum pencerede?

Selim :   Yok, hibiri yok bunların!

Cengiz : Bir türküydü anımsıyorum "Derler ki şubat temmuza vurmuş

             Soğuk lekesi üstünde

             Yitirmek için mi buldum seni ben..."

             Tam böyle değilse bile

             İstersem bunu isterim ben de.

Selim :   Aşkın da, sevginin de!..

Jale :     Neden kızıyorsun peki, anlamıyorum

             Önemsiz bir oyundu bu, o kadar

             Sadece oyalanıyoruz.

Cengiz : Kim bilir neler ister Selim de

             Ama söylemez.

Jale :     O hiçbir şey istemez! o hiçbir şey istemez!

Selim :   Garson! bana bir votka daha versene!

Jale :     Bozdu oyunu...

Selim :   Hayır! bozmadım, benimle yatar mısın bu gece?

Jale :     Seninle?

             Gece değil ki şimdi... baksana

             Gün ışıdı çoktan.

Selim :   Gün ışıdı, yani...

Jale :     Ama dur! neden olmasın

             Evet olabilir de...

Selim :   İstemem, geri alıyorum sözlerimi.

Jale :     Sahi mi, neden?

             Tam övecektim şimdi cömertliğini.

Selim :   Sevmiyorum göğüslerini

             Bacaklarını da

             Biliyor musun, yaşlısın da üstelik. 

Jale :     Çirkinim! çirkinimde değil mi?

Selim :   Çirkinsin!

Jale :     Düşler mi acaleci olan, bilmem ki

             Öldükçe ölüyor bir yerlerin senin de.

Cengiz : Çıkalım isteseniz, sıkıldım

             Çıkalım! yoruldum artık kendimden.

Jale :     Kıskanıyor musun yoksa bizi?

Cengiz : İğrençliğinizi mi? elbette.

Jale :     Ama nereye?

Cengiz : Biz bilir miyiz nereye, ben bilir miyim?

Selim :   Dün gördüm, boş çelenkler vardı çiçekçide

             Ölüler için

             Kendimize bir çelenk ısmarlayalım.

Cengiz : Kalınca bir ip de alalım.

Selim :   Jale bol zehir ister.

Jale :     Bana sorarsınız havagazı en iyisi

             Ucuz da olur üstelik

             Yeter de artar bile üçümüze. 

Cengiz : Hadi şerefe!

             Ölümün şerefine, ölümün!

Jale :     Bıktım artık bu ölüm sözünden

             Ben ölürsem size ne

             Siz ölüseniz bana ne?

Cengiz : Hiiiç! Kalküta'da bir Budist

             Londra'da bir homoseksüel

             Amerika'da bir beyaz

             Daha da beyaz duysun diye kendini

             Vurmuş da alnının ortasından bir zenciyi...

Selim :   Sussana! nerdeyse kusacağım şimdi...

Cengiz : Ve o gün bugündür Amerika'da...

Selim :   (Kusar)

Cengiz : Eh, biraz açıldın mı bari?

             (Sessizlik)

Selim :   Garson! gelir misiniz?

Garson : Efendim?

Selim :   Neden hep aynı plağı koyuyorsun deminden beri?

Garson : Ben koymuyorum ki, bitince yeniden başlıyor

             Bitiyor, yeniden başlıyor işte

             Ben istesem de istemesem de.

Jale :     Doğrusu pek anlamadım

             O kadar anladım ki belkide

             Düşünemiyorum...

Selim :   Peki, ya biz gelmeden önce

             Hep aynı plak mı çalıyordu gene?

             Yoksa...

Garson : Siz gelmediniz ki, buradasınız

             Öteden beri Kaç gündür buradasınız

             Özür dilerim ama, kaç yıldır Burdasınız hep

             Baksanıza traş bile olmadım

             Traştan geçtim, gömleğimi bile değiştiremedim

             Ya giysilerim! nasıl da eskidi bilseniz

             Doğrusu yaşlandım da

             Ne yalan söyleyeyim, adımı bile unuttum.

Cengiz : Yani bu akşam gelmedik mi biz?

Garson : Hayır!

Cengiz : Desene burda doğduk, ya da

             Burda olmamızı bizim

             Sahneye koyuyorsun kendince.

Garson : Yok canım, o kadar da değil

             Tanımıyorum bile sizi ben

             Bildiğim, her zaman burdasınız, yalan mı?

             Bir de bir çift geliyor işte, bakın

             Tezgahta oturuyorlar şimdi

             Belli bir saatte gidiyorlar, onları anlıyorum

             Yeniden geliyorlar bir başka akşam

             Yeniden gidiyorlar sonra

             Bir gidip bir gelmek bütün işleri

             Çocukları da oluyor bazan

             Adam ölüyor arada bir

             Bir kez denizde ölmüştü, bir kez de trafik kazasında

             Sizin anlayacağınız bir süre dul kalıyor kadın

             Siz deyin on yıl, ben diyeyim yüz yıl

             Derken evleniveriyor bir gün, ne denir

             Yeniden çocukları oluyor

             Adam dönünce işler düzeliyor mu sanki

             Elbette

             Birlikte gidip geliyorlar gene

             Baksanıza yüzlerine, nasıl da durmadan değişiyor

             Kimi zaman ikisi de yaşlı

             Kimi zaman ikisi de genç

             Kimi zaman da biri genç biri yaşlı

             Her neyse...

             Size gelince... doğrusu tanımıyorum ki sizi

             Ne ölmeyi biliyorsunuz, ne ölmemeyi.

             (Sessizlik)

             Başka bir isteğiniz var mı?

             Olursa çağırırsınız beni

             Olmazsa çağırmazsınız

             Ben işte gidiyorum

             Şuraya gidiyorum

             Orada duracağım

             Çağırırsanız gelirim

             Çağırmazsanız gelmem

             Bazan çağırmasanız da gelirim

             Şuna inanın ki, plakla hiçbir ilgim yok

             Nasıl olsun ki hem, o kendini yönetiyor

             Ben de kendimi

             Size gelince, siz de kendinizi yönetiyorsunuz

             Ve dönüp duruyorsunuz kaskatı bir aydılığın çevresinde

             Siz yok'la yok'un arasında

             Ben yok'la yok'un üstünde

             Plaksa... Ne diyeyim bilmem ki

             Öyle bir uyum katıyor ki ilişkimize

             Bence önemli olan bu

             Yani kim ne derse desin buradayım işte

             Sizlerde buradasınız

             Cenaze taşıyıcıları da burada

             Deriden şapkaları da

             Onların elbiselerini diken terzi de burada

             Terziyi ilk yıkayan kadın da

             Gerçekte kalabalık bir aileyiz, değil mi?

             Kaldı ki, daha çoğunu saymadım

             Saymadım ya, ben cenaze taşıyıcılarını çok severim

             Onlar da beni sever

             Elbette, siz ne zaman isterseniz

             Birinci sınıf bin lira

             İkinci sınıf derseniz beş yüz

             Sahipsiz çiçekler için de yüz lira

             Siz bana bakmayın, ben nasıl olsa beklerim

             Yüz yıl da deseniz beklerim

             Bir sürü işim var görülecek, saymakla bitmez

             Örneğin kira borcum var. Gerçi

             Pek önemi yok ya bunun

             İnanın ki daha ev sabihinin yüzünü bile görmedim

             Ne alacağını istiyor, ne adresi belli

             O kadar güç durumdayım ki, dayanılır gibi değil

             Düşünün, bir evim olduğunu anlayamıyorum artık

             Ne yatabiliyorum içinde ne oturabiliyorum

             Siz bakın ki bir de bir elbise diktireyim dedim kendime

             Bilmem söylemiş miydim demin

             Kaç yıl oldu daha dün gittim ilk provaya

             Dedi ki terzi: "O kadar erken geldiniz ki

             Sakın gücenmeyin, gelecek yıl haziranda

             Şöyle bir uğrayın isterseniz

             Elimde değil, öyle uzun takmışım ki iğneye ipliği

             Tek dikiş bir ayımı alıyor

             Oysa siz geniş yaka seversiniz

             İki de yırtmaç istersiniz, düşünün

             Yelek, pantolon derken

             Anlıyorsunuz ya

             Hiç kesin bir tarih verebilir miyim sizce?

             Sonra kaç müşterim var sizin gibi..."

             Dedi de terzi

             Kesmedim umudumu gene de

             Hem neden kesecekmişim,  zaman dediğin nedir

             Nedir ki terzi dediğin.

             (Sessizlik)

             Hep kendimi anlatıyorum, gelelim size...

Selim :   Sen bırak bizi! dört votka daha versene!

Jale :     Dördüncü kim, anlamadım...

Garson : Dedim ya, çağırmasanız da bazan gelirim

             Unuttum söylemeyi, biri sizi aradı bu gece.

Selim :   Ne dedin?

Garson : Biri sizi aradı...

Cengiz : Bizim adlarımız ne?

             Hani tanımıyordun sen bizi?

Garson : Yormayın kendinizi

             Tanımıyorum gene de...

Jale :     Öyleyse?

Garson : Yok gereği adlarınız, alt tarafı bir yanıt bu

             Kim kimi sorarsa "yok!" diyorum

Jale :     Kim kimi sorarsa, öyle mi?

Garson : Elbette, bence susmaktan iyi

             Ne de olsa bir ses işte: yok!

Cengiz : Kalkalım!

Jale :     Kalkalım! Aaa! baksanıza kim geldi.

Cengiz : Oğuz değil mi o?

Jale :     Ta kendisi Oğuz'un.

Cengiz : Yalpalıyor, çok içmiş gene.

Jale :     Biz de çok içtik.

Selim :   Neden olmasın, o da içecek biz de

             Doyumsuz bir ayin bu alkolün çevresinde

Garson : (Kendi kendine)

             Aydınlığın çevresinde aydınlığın

             Bakalım kim düşecek.

Oğuz :    Merhaba çocuklar! bir dakika oturabilir miyim?

Hep

Birden :  Elbette!

Jale :     Sanki bu çekingenlik neden?

Oğuz :   Bilmem, günlerdir hiçbir yere yakıştıramıyorum kendimi.   

Cengiz : Bu votka senin olmalı.

Oğuz :   Hem benim hem de değil

             Ama içerim

             (Sessizlik)

             Nursen'e uğradım bu gece...

Garson : Hayır uğramadı Nursen'e!

Oğuz :   Önce buraya uğradım, sizi aradım.

Jale :     Yokmuşuz ki biz...

Garson : (Kendi kendine)

             Evet, burada bir garson olduğuna göre...

Oğuz :   (Garson'a)

             Sizdiniz! Yok, hayır, siz değildiniz.

Garson : Bendim, size öyle geliyor.

Oğuz :    Neden "kimse yok!" dediniz öyleyse?

Garson : Farketmez, size yok denildi ya.

Oğuz :    Bana yok denildi ya... Doğru

             Eve yollandım ben de Baktım kapısı aralıktı, itiverdim.

Selim :   Çoktandır görmedik biz de.

Oğuz :    Bundan böyle sanmıyorum göreceğinizi.

Cengiz :  Ne dedin?

Oğuz :    Nursen intihar etti!

Jale :      Nursen intihar mı etti?

Oğuz :    Evet, bu gece! 

Garson :  (Kendi kendine)

              Sakın ha, inanmayın!

              Ölümünü görmek istiyor yüzünüzde

              Sizin yüzünüzde... Bir tortu gibi emmek istiyor onu.

Cengiz :  Neden acaba? Bir bakıma hepimizden neşeliydi.

Selim :    Kim kimi tanıyor ki... Ayrıca

              Vaktimiz çok anlaşmaya.

Oğuz :    Sıkılıyordu

              Taşıyamıyordu sanki kendini.

              (Sessizlik)

              Uzanıp kalmıştı odanın ortasında. Avucunda.

Jale :      Bir mektup filan?

Oğuz :    Yoktu. Sadece

              Salovanter tipi bir tabanca!

Cengiz :  Bir tabanca mı?

Oğuz :    Evet! bir de

              Bulanık bir fotoğraf vardı öteki elinde

              Yüzü silinmiş bir kadın

              Tuhaftı doğrusu

              Belki silinmemişti de, bizim hiç görmediğimiz bir anlatım

              Öyle bir yaratık gibi duruyordu yüzünde. 

Garson :  (Kendi kendine)

              Çıkarıp göstersene, çıkarıp göstersene!

Jale :      Öyle şaşırdım ki, ağlamak bile gelmiyor içimden.

Oğuz :    İyi günler size, iyi geceler!

Garson :  (Kendi kendine)

              İyi ölüler, iyi ölüler!

Jale :      Rujumu bulamıyorum şimdi de. Selim, sende mi?

              Bir şeyler çiziyordun demin peçeteye.

Selim :    Sanırım geri verdim. Vermedimse

              Çok uzaklardadır. Çünkü o

              Ters oyulmuş bir kurşun yarasıydı belki de.

Garson :  (Kendi kendine)

              Ters oyulmuş bir kuşun yarasıydı... doğru söylüyor.

              Ama Nursen'de değil, az sonra Oğuz'un beyninde.

Cengiz :  Gidelim mi görmeye?

Selim :    Gidelim.

Jale :      Gece yarısı, dedi, öyleyse

              Ölü morgdadır şimdi

              Kilitlemişlerdir bir kasaya

              İyi biliyorum, küçüktüm

              Göstermişlerdi bana annemi

              Kim bilir, uyduruyorum belki de

              Cinayet! bu herkesin ölüsüdür.

Saat :     Saat tam yediyim ben.

Masa :    Bitti son votkalarınız da.

Kapı :     Bekleyin, birini yolluyorum size!

Cengiz :  Korkunç bu! Sanrı mı görüyorum yoksa?

              Baksanıza kim geliyor...

Garson :  Nursen'e benziyor mu, ne dersiniz

              Sürüyor mu Oğuz acı habercilerini üstünüze?

Jale :      Nursen değil mi o, nasıl olur?

Cengiz :  Nursen de ne kelime, elbette o.

Garson :  Siz bakın ki, asıl

              Oğuz koydu ölümünü sahneye

              Koydu ve gitti

              Hadi davranın bari, gömün ölünüzü bir güzel

              Ona yaraşır bir törenle

              Size yaraşır bir törenle, gömün

              Gömün hiçliğine. Çünkü bir mutluluktu hiçlik

              Onun için

              Daha bir derinliğine yaşasın bundan böyle.

Nursen :  Kötü bir haberim var size!

Jale :      Sen ölmedin miydi? İşler çok karıştı gene.

Nursen :  Ben mi? Eğleniyor musunuz?

              Ben işte karşınızdayım, az önce

              Oğuz intihar etti.

Selim :    Oğuz buradaydı demin. O da...

Nursen :  Benim bildiğim boylu boyunca

              Uzanıp kalmıştı odanın ortasında.

              Sımsıkı

              Kavramıştı bir tabancayı...

Selim :    Anlatma, yeter!

Jale :      Ben gidiyorum.

Cengiz :  Ben de.

Selim :    Beklesenize!

Garson :  Bir sır vereyim mi size

              Terzi telefon etti demin

              Bitivermiş bizim elbise

              İyi günler, iyi geceler!

              Beklerim gene

              Elbette, tabii, beklerim

              Ve bu akşamdan tezi yok

              Yepyeni bir elbiseyle.

              (Hep aynı müzik tekrarlanmaktadır.)

 

Edip Cansever

Cevaplar (1)Add Comment
robespierre

...


yazar gözde, Ağustos 19, 2010
döngüsel bir zamana işaret ederek(başta ve sonda aynı müzik çalınmaktadır dikkat edilirse),insanın varoluşu ve ilişkilerinin çıkmazına dair yazılmış en değerli teatral şiir örneklerinden biridir Aydınlığın Dört Bir Yanı.Edip Cansever'in şiirlerinde çokça gördüğümüz anlatı ve tiyatro metninin harmanlanması,bu şiirde de görülüyor.Tesadüfen biraraya gelmiş insanlar sanırız onları başta,savruk bir biçimde ölümden ve sonsuzluğa duyulan özlemden bahsederler.zamanla tanışık olduklarını farkederiz,bir tiyatro oyunu tadında yavaşça ortaya çıkar bahis.Oğuz'u konuşturarak şair,insanların ölümün çıplak gerçeği karşısındaki tutumlarını ölçer.Maddesel olarak hiç oluşun izlerini,masadakilerin yüzünde görmek ister.Garson bize yol gösterir,yönlendirici gibi arka planda sahneye müdahale eder.Çelişkiler,sancılar ve korku,bu öykünün hep tekrarlanacağını çalan müzikle beraber duyurur.



Oğuz : Nursen intihar etti!
Jale : Nursen intihar mı etti?
Oğuz : Evet, bu gece!
Garson : (Kendi kendine)
Sakın ha, inanmayın!
Ölümünü görmek istiyor yüzünüzde
Sizin yüzünüzde... Bir tortu gibi emmek istiyor onu.
Cengiz : Neden acaba? Bir bakıma hepimizden neşeliydi.
Selim : Kim kimi tanıyor ki... Ayrıca
Vaktimiz çok anlaşmaya.
Oğuz : Sıkılıyordu
Taşıyamıyordu sanki kendini.
(Sessizlik)
Uzanıp kalmıştı odanın ortasında. Avucunda

Füruzan'a adanması da ayrı bir önemdedir.
inceden bir alay da sezerim bu şiirde.

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy